Tanınmış bir üniversite hocamız “çalışmak için üniversiteden emekli oldum” demiş. Hem çalışma şartlarından hem de talebelerin ilim talepsizliğinden hoşnutsuzluğunu dile getirmiş. Bunlar hakikaten ciddi meseleler. Üniversite en üst ilim müessesesi. Mensuplarının kütüphane ve laboratuvardan çıkmaması gerekir.
Üniversiteyi bitirdikten sonra yeni kitap okumamakla müftehir, doçentlik tezinden sonra makale okumamakla maruf hocalarımızı çoktan beri duymakta, görmekteyiz.
Sevgili gençler, bu yanlışlıklarımızdan sizlerin ders çıkarıp, ilim-irfan sahibi olma yollarını bulmanız icab eder. Bunun için halen mevcut olan numune-i imtisal hocalarımızı iyi tanıyıp onların izini takip etmeli.
Cemil Meriç merhum, “bana sorarsan kütüphaneye dön” diyor. Yine “ikra” emrine geliyoruz. Ama okunmaya değer kitaplar, bir canlı yürüyen kitap rehberliğinde okunup anlaşılabiliyor. Bugün kütüphanelerin azalması, boşalması, test-tost mahalli haline gelmesi bu canlı kitapları fark edememekten olsa gerek. İnsan ciddi bir meşguliyet bulmazsa malayani (saçma, sapan) işlerle meşgul oluyor. Bu da ömrün boşa geçmesi ve sonu pişmanlık demektir. Hz. Niyazi Mısrî: “Mürşid gerektir bildire Hakkı sana hakkelyakîn / Mürşidi olmayanların bildikleri gûman imiş” diyor.
“Tarih muzafferlerin öyküsüdür. Gerçekle kurgunun harmanlandığı bu öykülerin bir de kaybedenleri vardır. Onlar, bir şehrin zor zamanlarında üzerlerine düşenleri yapıp çekilmiştir sahneden. Adapazarı’nın yakın tarihinde derin izleri olan üç Osman, Yusuf Ertuğrul Erdem’in eserinde bir araya geliyor. Nazır Osman… Seyyid Osman… Kara Osman. Biri devletin biri Hakk’ın biri de halkın sesi olan bu üç ismin yolları ayrı olsa da aynı topraklardan besleniyor. Kaderin onları savurduğu yer bazen madalya bazen dua bazen de idam. Kahramanlıkla hainlik arasındaki çizgi kalın değildir, Sakarya Nehri gibi savrulur gider.”
“Hangi sesleri duymak seni rahatlatıyor? Annenin şefkatli sesini duymak sana nasıl hissettiriyor? Kuş sesi, dalga sesi, rüzgâr sesi sende hangi duyguları uyandırıyor? Peki ya dinlemekten hoşlandığın şarkılar seni nasıl etkiliyor?
Bir kedinin miyavlaması, bir kuzunun melemesi, rüzgârda yaprakların çıkardığı ses, bir kurbağanın vıraklaması sana ne hissettiriyor?”
“Seslere Yolculuk” ses kavramını sadece fiziksel bir olgu olarak değil, duygu ve bağ kurma aracı olarak ele alırken okuru iç dünyasına yönelmeye davet ediyor. Kitap aile bireyleri üzerinden farklı ses deneyimlerini aktarırken her bir karakteri bir sesle özdeşleştiriyor. Sadece çocukların değil yetişkin okurların da kendinden bir şeyler bulabileceği bu kitap sorduğu sorularla interaktif bir deneyime de kapı aralıyor.
Seslerin dünyasında yolculuğa çıkmaya hazır mısın?
Bazen bir haber düşer hayatımıza…
Bir patlama, bir kayıp, bir sarsıntı…
Ve o an anlarız; hayat sandığımız kadar uzun, planladığımız kadar kontrolümüzde değildir.
Bu kitap, bir acının ardından başlayan içsel sorgulamanın hikâyesidir.
Bir babanın, bir arkadaşın, bir insanın…
Hayata, hedeflere ve “yeter” duygusuna yeniden bakma çabasıdır.
Uzaklarda bir dostla yapılan sohbetlerde,
yüksek hedeflerin insanı nasıl tükettiğini,
ulaşılamayan hayallerin nasıl ağırlaştığını fark eden bir zihnin izini sürersiniz.
Ve sonra bir çoban çıkar karşınıza…
Hayatı boyunca aynı dağlarda dolaşmış,
ama “göreceğimi gördüm” diyebilecek kadar tamam hissetmiştir kendini.
İşte bu kitap, o çobanın huzuruyla
modern insanın bitmeyen arayışı arasındaki ince çizgiyi anlatır.
Çünkü bazen mesele ne kadar çok gördüğün değil,
nasıl bir dünyada yaşadığındır.
Ve belki de asıl soru şudur:
Senin dünyan ne kadar?
Bazı aşkların izi silinmez; bir fular gibi yıllarca taşınır.
Bazı yollar, kayıplarla kavuşmaların tam ortasında kesişir.
“Kalbim Senin Evindir”, geçmişle bugünü, yasla umudu, rastlantıyla kaderi aynı noktada buluşturan bir roman.
Sessiz acıların, beklenmedik karşılaşmaların ve kalpten kalan mirasların hikâyesi…
Kalmadı artık
Yüreğime yakışmayan
Eğreti elbiselerim
Ama bilirim
Kül, kanat ve deniz…
Peşimi sürer gizli gizli
Yetişir şifaya sevdiklerim
Zamanı, ânı onarır bütün bildiklerim
“Aaa! Bu olmaz.” diyor.
“Neden olmaz?”
“Annenizin kimlik kartında doğum tarihi yanlış yazılmış. Lefkoşa’ya gidip bunu düzeltmeniz gerekiyor.
“Nasıl yani?”
“Bakın, doğum tarihi var, ama ay ve gün yok.”
“Ne olacak canım? Tarih var ya”
“Olmaz. Düzeltip getirmeniz gerekiyor.”
“Nereye gideceğim.?
“İçişleri Bakanlığına gitmeniz gerekecek. Nüfus Kayıt Dairesine gidip doğum tarihini düzeltmeniz gerekiyor.”
“Canım tarih belli işte. Ay ve gün olsa ne olur, olmasa ne olur?”
“Olmaz”
“Neden olmaz?”
“Prosedür öyle.”
Dünya her an her dakika yine alışılageldik şeyler yapıyor. Saatlerdir bahçedeki çınarın üzerinden seslenen cırcır böceği dışında bir şey duymayan Said, ani bir sıçramayla avuçlarına konan çekirgeyi yakalıyor. Buhurumeryem, hanımeli, yasemin, limon, akasya kokuları dükkândaki zerrelerle bile gönül bağı kuruyor.
Getirdiği haleleri ve kokusunu yadigâr bırakarak ayrılıyor taş sokaklardan saraylı misafir. İçerideki hava bile onu selamlıyor, onu uğurluyor. Dört tarafı amber kokuları sarıyor.
Duyularla inşa edilen hafıza şehrinde, en itibarlı yere sahip olan nedir? Yolda giderken, bir gülümseme bulur insan ansızın yüzünde. Bazen hızlı adımlarla uzaklaşan birinin peşinden düşer gider bakışlar. Bazense birinin kokusunu bileğine sıkıp uyumaya çalışır ağlamaklı gecelerde. Kimi zaman gözlerini kapadığında içindeki ılıklık gibi bir anda, bir zamanda, o günde.
Coğrafya kader ise; birbirinden farklı iki ülkede bu kaderi yaşamak nasıl bir tecrübe acaba, diyenlere aradığı cevapları bulabilecekleri bir esere sahip olmak ayrıcalık olsa gerek.
"Yabancı Diyarın Yerli Hikayesi", yalnızca Almanya ve Türkiye arasındaki farklar, benzerlikler ya da kültürel temas noktalarını değil, aynı zamanda göç, uyum, kimlik ve insan olmanın taşlarıyla örülmüş ortak kaderin bu iki coğrafyadaki eşsiz yansımasıdır.
Almanya'da yeni bir yaşam kurmaya çalışan soydaşlarımıza ve Avrupa'da yaşamanın nasıl olduğunu merak edenlere güzel bir rehber.
Bu kitap, bir hastalık sürecinin ötesinde; sabrın, inancın ve şükrün içten bir hikayesidir. Bir gün hiç beklemediğiniz bir haber gelir ve hayatınız altüst olur. Fakat bazen, o yıkımın içinden bambaşka bir güç doğar.
İşte bu hikaye, böyle bir yolculuğu anlatıyor. Bu kitap, yalnızca kanserle verilen bir mücadelenin değil; duanın, teslimiyetin ve ilahi takdirin izini süren bir yolculuğun hikayesidir.
Her ayetle biraz daha güçlenen her sabırla biraz daha derinleşen bir iç yolculuk… Zorlukla gelen kolaylığı, acının içindeki rahmeti ve şükrün dönüştürücü gücünü hatırlatan gerçek bir hayat hikayesi.
“Şifa sadece bedende değil ruhta başlar.”
Milletimiz kitap ve sünnetin feyziyle güzel söz söylemeye itina etmiştir. Manzum kelâm için, “darası alınmış söz” denilir.
Derviş Yunus’dan, Mevlânâ’dan bu yana daha çok yazılı kaynak olduğundan Türkçe yazılmış, söylenmiş pek çok nutk-u şerif,
mesnevi, gazel, kaside olduğunu görüyoruz.
Bunların toplandığı eserlere Divan, hacmi daha küçük olanlara Divançe denilmektedir. Güzel ahlak kazanma meşrebi (ekolü) olan tasavvufi eğitim mekanlarında bunlar okutularak meraklıların ilmü irfanı ve idraki zenginleştirilmektedir. Hz. Fuzuli “Aşk imiş her ne var âlemde”, Yunus “Gel gör beni aşk neyledi” diyor. Bu mefhumlar divanı ilahiyat ve menakıp kitaplarında âşıkâne sadıkâne anlatılageliyor.
Günümüzde gençlerin lisan fakirliği, dijital meşguliyet galebesi gibi sebeplerle kalın kitaplara meyli az oluyor. Onun için biz de bir seçme yapalım. Şiir altlarına lügat de koyalım. Belki bir talep uyandırırız, insanlar anlayıp zevk aldığı kelâmları takip edebilir diye düşündük.
Talep uyandırması ve insanların anlayıp zevk aldığı kelâmları takip etmesi temennisiyle...
Zor zamanlar, gerçek kimliğimizi bulmamız için bir fırsata dönüşebilir.
“Hayat, bazen sevdiklerimizi kaybetmenin acısını bazen de hayalini kurduğumuz geleceğin umudunu taşır.
“… Kahverengi, ahşap pencere pervazına dayadığım kolum kendi ağırlığından yorulmus, gözlerim derinlere dalmıştı. “Kalbim geçmişin hamallığından bıktım” derken kendimden habersiz ruh gibi kesik kesik aldığım nefeslerle camda buğular oluşturuyordum.“
Küçük dostum, bu kitapta belki kendinden bir parça bulacaksın belki yepyeni bir dünyanın kapılarını aralayacaksın. Ama en önemlisi; senin de bir hikâyen olduğunu fark edeceksin.
Hazırsan, gel birlikte sayfaları çevirelim…
Çünkü en güzel yolculuklar, bir “ilk cümleyle” başlar!
Sevgili anne ve babalar, mutfak çocukların 5 temel duyunun aktif hâle gelerek geliştiği en önemli yerdir. Erken çocukluk döneminde hikâye okuyarak dil gelişimine, sosyal duygusal gelişimine destek olurken mutfakta ekmek yaparak da psikomotor gelişimine destek olabilirsiniz.
Siz kabaran kabına sığmayan maya gördünüz mü?
Tüm mutfakseverleri bu keyifli yolculuğa bekliyorum.
Çocuk edebiyatı, bireyin kimlik inşasında ve toplumsal değerlerin aktarımında önemli bir araçtır.
Devlet politikaları, çocuklara yönelik eserlerin seçiminde ve önerilmesinde belirleyici bir rol oynarken
bu süreçlerin ideolojik yönleri akademik literatürde yeterince ele alınmamıştır. Bu çalışma, özellikle Aile ve
Sosyal Hizmetler Bakanlığı tarafından 2022 yılında yayınlanan “Çocuk Dostu Kitap Listesi”ni analiz ederek
çocuklara kazandırılmak istenen değerleri ve bu listenin Türkiye’nin kültürel politikalarıyla olan ilişkisini
değerlendirmektedir.
Kitap, Cumhuriyet Dönemi’nden günümüze kadar devlet tarafından oluşturulan çocuk kitapları listelerini
inceleyerek bu listelerde öne çıkan temaları belirlemeyi ve çocuk edebiyatı aracılığıyla hangi değerlerin ön plana
çıkarıldığını analiz etmeyi hedeflemektedir.Çalışma, devlet destekli kitap listelerinin yalnızca pedagojik bir
rehber olarak mı hazırlandığını, yoksa belirli ideolojik yönelimlerin bir yansıması mı olduğunu
sorgulamaktadır. Ancak araştırma, yalnızca ilköğretim düzeyine yönelik eserlerle sınırlı tutulmuş, daha küçük
ya da büyük yaş gruplarına hitap eden kitaplar kapsam dışı bırakılmıştır. Alana fayda sağlaması dileğiyle...
Üsküdarlı Bir Türk kızı Sıdıka Hanımın Torunu Avrupa’lı bir Müslüman olan Aliya sadece bir siyasetçi, bir düşünür ve bir aksiyon adamı değildir. Felsefe ve edebiyat merakı, yöneticilik ahlakını derinlikli, analitik ve estetik değerler kümesiyle zenginleştirmesini mümkün kılan Alia, Avrupa’nın göbeğinde insan hakları ve hukukun ayaklar altına alındığı, halkına karşı sistematik bir soykırım girişiminin gerçekleştirilmeye çalışıldığı bir süreçte ülkesi ve milletinin bu felaketten çıkışına ve bağımsızlığına yol gösterici olmuş büyük bir liderdir.
Fikirleri, siyasi mücadeleleri ve savunduğu değerler ile dünyaya bir meşale olan Aliya’nın, tarihe geçen altın mürekkep damlalarından birkaçını önünüze serpiyoruz.
Mücadeleyle geçen bir hayatın hikâyesi. Yokluk ve yoksulluğun peşini bırakmadığı insan. Hakkı haykırmaktan bir an olsun yılmayan adalet savaşçısı. Cehalete, bağnazlığa, şartlanılmış saplantılara karşı mücadele eri. Zulme ve işgallere karşı hakkı en güçlü şekilde haykıran büyük edip. Çanakkale ve Milli Mücadele destanlarını en gür şekilde haykıran ozan. İslam’ın, istiklalin ve istikbalin şairi.
İstiklal Marşının Yazarı Mehmet Akif Ersoy’un hayatının konu alındığı “Sessiz Adam” romanını bir solukta okuyacaksınız. Hastalıkla geçen günleri, Ankara’nın insanın içine işleyen soğuğunun, Hicaz çöllerinde geçen zamanın ve daha nice saklı kalmış anılarının işlendiği bu roman sizi başka dünyalara taşıyacak.
Sanki
Bütün alemde
Yıkılan ve kırılan şeylerin suçu Bendeymiş gibi,
Yüzümü saklıyorum.
Prizmada
Renklere ayrılarak kırılan ışınlar gibi,
Bütün organlarım ayrılıyor!
Ve
Beynim avuçlarımda!
Geçmiş pencere önlerinde her daim sulanan bir çiçektir. Kurumasın diye gözünün içi gibi bakar insan. An gelir kokusunu duyar, kendinden geçer.
An gelir güzelliğine kapılır,
Derin deryalara, büyülü hülyalara dalar.
Yokluğun yolcusu insan yok sayamaz yaşanmışlıkları.
Yürürken geleceğe adım adım,
Ardında kalanları da sular çiçek gibi.
Sular ki, solmasın mazinin o güzel bahçesi.
Ve yeşersin yeniden sevinçleri, özlemleri…
Öğretmen olmak zorlayıcı bir çok unsuru içinde barındırsa da bir çok örnekten feyz alma noktasında müthiş fırsatlar sunuyor insana… Karşı karşıya geldiğimiz binlerce öğrenci, veli; yüzlerce meslektaş bir menba misali besliyor bizleri. Siz de mesleğe duyduğunuz bağlılık; nerede olursa olsun bulunduğunuz ortama kattığınız enerji; hedeflerinizin peşinden koşma konusundaki adanmışlık duygunuzla bana feyz veren insanlardan biri oldunuz, teşekkür ederim.
Bir insanı kemale yaklaştıran şeyin tuttuğu yolların çeşitliliğiyle dolayısıyla tecrübe ve birikimlerinin yoğunluğuyla ilgili olduğunu düşünüyorum. İçinde bir çok rengi barındıran yelpazenize ediplik hasletini de eklemiş olmanızın ruhsal bütünlüğünüzü tamamlayacağını ve yazarlığın size çok yakışacağını düşünüyorum.
Eserinizi yazma planınızı dinlerken yaşadığınız heyecan dün gibi gözümün önünde duruyor. Bugün aynı heyecanınıza kitabınızın basım süreciyle ilgili paylaşımınızda da şahit oldum. Çıktığınız bu yolculukta da sonuna kadar gideceğinizden, hatta yeni bir çok hedefe kapı aralayacağınızdan; etrafınıza yaydığınız ışığın daha aydınlık olacağından şüphe duymuyorum. Mesleki olarak paydaşınız olmaktan duyduğum mutluluğu belirtiyor; ekip olarak süreç içinde her zaman yanınızda olacağımızı bilmenizi istiyorum.
Okurunuz bol; heyecan ve azminiz daim olsun öğretmenim.
Memleket nere ? Gurbet nere ?
Her yörenin kendine özel işleri, telaşı, mücadelesi, ekmeği, aşı var.
Kültürü, geleneği, sesi, nefesi, şivesi ve tadı var.
Yazar, Anadolu’nun bir rengi olan Karadeniz yöre yaşantısının kesitlerini, anne hikayeleriyle harmanlayarak nesir, şiir ve türkü formunda kendine has üslubuyla anlatmıştır.
Aile içi samimi bir iletişim ortamı olan paragrafta birbirine mani ve türkülerle sataşmış, laf atmış, güldürmüş, eğlenip neşelenmiştir.
Ne zaman, kim tutuşturdu bu kalemi elime?
Nasıl da anlayamadım(!)
Belki yarım kaldığından anlatacaklarımın…
Belki de vazgeçmenin kıyısına varamadığımdan…
Ya da…
Hayata, insana dair ne varsa yirmi dört saate sığdıramadığımdan…
Dört mevsimi yok ki! Havanın, suyun, toprağın.
Beşinci mevsiminde saklı her yüreğin yangını
Ve şüphesiz …
Yazılmış veya yazılacak olan hiçbir şiir sahipsiz değil.
Şu an kimsenin uğrak noktası olmayan, ziyaretçisiz kalmış
derinlerdeki o ıssız mağaralarda soluklanıyorum.
Diğerlerinin aksine burada hiçbir yerde olmadığım kadar da
huzurluyum.
Derinliklerde bir yerlerde, karanlıkta bulduğum sonsuz bir
aydınlığın, her geçen gün daha da değerini anlıyorum.
Ben Kale…
Bizler, bir süre önce hangi durumda olursak olalım,,
aramızdaki bağların koparılmasına cesaret dahi edilemeyen
bir topluluktuk.Şanımız yerküredeki tüm sularda yayılmıştı.
En karşı koyulması zor akıntılara, tüm tehlikelere, birlik
beraberlik nidalarıyla karşı koyan; hedeflerimiz uğrunda
herkesin canı pahasına yeşil kanatlarını gerdiği Mercan Kaya
Balıkları…
Hatalarımız da olmadı değil tabii. Tehdit olarak gördüğümüz
şeyleri hep sert dalgalarda veya suyun dışında aradık. Bazen
etrafımıza da bakmak gerektiğini, birer birer eksilmeye
başladığımızda anladık.
1976 yılında İzmir’de bir okul müsameresinde Fatma Yıldırım’ı (Sezen Aksu’yu) keşfeden Organizatör Hamdi Rahmetli Kamil Sönmez’i de bir Ordu turnesinde; Esmeray’ı bir okul gösterisinde, Edip Akbayram’ı bir Antep turnesinde, Ahmet Özhan’ı Kocaeli Fuarı’nda, Çetin Alp, İskender Doğan ve Osman Yağmurdereli’yi bir Ankara turnesinde keşfeder. Ajda Pekkan’dan Cem Karaca'ya, Barış Manço’dan Neşet Ertaş’a… Başta Adapazarı olmak üzere kaç şehirde konserlere götürdüğü de müzik tarihine kaydedilmiştir.
1960’ların ortalarından 1980’lerin sonlarına, tam yirmi beş yıl süreyle düzenlediği konser veya tiyatro turneleriyle, bütün vatan sathında o ve programları vardır. Zeki adam, pratik adam, çözümcü adam, sempatik adam, sözünün eri adamdır o. İletişim üstadıdır. Mert ve cömert adamdır Hamdi Özarutan. Yemesini, yedirmesini, ikramı seven adamdır. Türkiye’de gitmediği, hizmet vermediği yer olmasa da, ömrünün büyük bölümü İstanbul’da geçse de Hamdi Özarutan Adapazarlıdır, Hendeklidir, Soğuksuludur. O bir Adapazarı, Hendek Soğuksu âşığıdır. Kültüre sanata ömrünü vakfetmiş adamdır o. Bu kitap sadece Hamdi Özarutan'ın kişisel tarihi değil, bir dönemin, bir şehrin (Adapazarı), bir ülkenin (Türkiye) kültür sanat tarihidir.
Kazanmanın sevincini yaşamak / Galip çıkmak ağır bir yenilgiden / Zafere uzanmak / Yeniden
Geri almak ödünç günlerini uçup giden / Tersine çevirmek zamanı / Yakalamak dörtnala koşan küheylanı üzengiden / Yeniden
…
159 adet ürün bulunmuştur.