Tarz-ı selefe takaddüm ettim Bir başka lügat tekellüm ettim Esrarını mesneviden aldım Çaldımsa da miri malı çaldım Fehmetmeğe sen de himmet eyle Ol gevheri bul da sirkat eyle Şeyh Galip Zevkle okuyup istifade ettiğimiz ecdad eserlerinden, haberdâr olanların tekrar zevkini yaşaması, bunlara rastlamayanların da haberdar ve zevkiyâb olması için mütevazi çalışmalar yaptık. Sonra bunların; Yunus Emre’den, Ahmed Kuddusi’ye, Hüseyin Vassaf’dan Salih Baba’ya, Osman Kemâli’den Alvarlı Efe Hz. lerine. Safiye Erol, Halide N. Zorlutuna, Münevver Ayaşlı Hanımefendilere kadar birçok muteber ve mübarek zevatın kapsadığını gördük. İsm-i şerifi geçenlere de rahmete, mağfirete vesile olması niyazıyla...
Ürüne ait yorum bulunmamaktadır.
Geçmiş pencere önlerinde her daim sulanan bir çiçektir. Kurumasın diye gözünün içi gibi bakar insan. An gelir kokusunu duyar, kendinden geçer.
An gelir güzelliğine kapılır,
Derin deryalara, büyülü hülyalara dalar.
Yokluğun yolcusu insan yok sayamaz yaşanmışlıkları.
Yürürken geleceğe adım adım,
Ardında kalanları da sular çiçek gibi.
Sular ki, solmasın mazinin o güzel bahçesi.
Ve yeşersin yeniden sevinçleri, özlemleri…
Üsküdarlı Bir Türk kızı Sıdıka Hanımın Torunu Avrupa’lı bir Müslüman olan Aliya sadece bir siyasetçi, bir düşünür ve bir aksiyon adamı değildir. Felsefe ve edebiyat merakı, yöneticilik ahlakını derinlikli, analitik ve estetik değerler kümesiyle zenginleştirmesini mümkün kılan Alia, Avrupa’nın göbeğinde insan hakları ve hukukun ayaklar altına alındığı, halkına karşı sistematik bir soykırım girişiminin gerçekleştirilmeye çalışıldığı bir süreçte ülkesi ve milletinin bu felaketten çıkışına ve bağımsızlığına yol gösterici olmuş büyük bir liderdir.
Fikirleri, siyasi mücadeleleri ve savunduğu değerler ile dünyaya bir meşale olan Aliya’nın, tarihe geçen altın mürekkep damlalarından birkaçını önünüze serpiyoruz.
Aşçı İbrahim Dede’nin 19. yy. sonlarında kaleme almaya başladığı hatırat ve seyahatname türündeki eseri, bir dervişin hatıraları olmaktan ziyade O dönem Osmanlı toplum hayatını
çok yönleriyle etraflıca anlatmaktadır. İstanbul’daki tasavvufi hayat ile Erzurum, Erzincan, Şam, Hicaz, Bağdat, Edirne’ye kadar Osmanlı coğrafyasındaki özellikle askeri hayatı cazip bir üslupla gözler önüne sermektedir.
Bu hatıraları birkaç yıl evvel okumuş çok zevk almıştım. Zaten ruhaniyetli kitaplar kendini okutuyor. 2025 yılı ikinci yarısında, bu kitaptan biz de seçmeler yapsak, hem lisan zevki
hem maneviyat meylinin kuvvetlenmesine vesile olabilir, diye düşündük. Bu sebeple eserin ilk 2 cildini yeniden anlamaya çalışarak okuduk. Hakikaten peşin hüküm, fikri sabit sahibi
olmayanlara ecdadın zengin dilini zevk ettirir, inşirah ve intibaha vesile olur diye bu çalışmayı yaptık. Sivil asker azizanın himmetlerini ümid ve temenni ederiz.