Bu kitap, bir hastalık sürecinin ötesinde; sabrın, inancın ve şükrün içten bir hikayesidir. Bir gün hiç beklemediğiniz bir haber gelir ve hayatınız altüst olur. Fakat bazen, o yıkımın içinden bambaşka bir güç doğar. İşte bu hikaye, böyle bir yolculuğu anlatıyor. Bu kitap, yalnızca kanserle verilen bir mücadelenin değil; duanın, teslimiyetin ve ilahi takdirin izini süren bir yolculuğun hikayesidir. Her ayetle biraz daha güçlenen her sabırla biraz daha derinleşen bir iç yolculuk… Zorlukla gelen kolaylığı, acının içindeki rahmeti ve şükrün dönüştürücü gücünü hatırlatan gerçek bir hayat hikayesi. “Şifa sadece bedende değil ruhta başlar.”
İki Ay Bir Ömür
İki Ay Bir Ömür, insana sadece ölümle değil hayatla da yüzleşmeyi öğreten bir kitap. Yazar, yalın diliyle çaresizlikten kabullenişe, korkudan umuda doğru uzanan bir iç yolculuğu aktarıyor. Okurken hem kendi hayatınıza farklı bir gözle bakıyorsunuz hem de sabrın, dostluğun, aile bağlarının ve inancın ne büyük bir güç kaynağı olduğunu fark ediyorsunuz. Zorlukları hafifleten şeyin aslında insanın içindeki teslimiyet ve şükür olduğunu hatırlatan, ruha dokunan bir eser.”
Tebrik
Gerçek yaşam içinden alınmış müthiş bir yapıt, herkesin başına gelebilecek gerçeklerle, inanç sayesinde yaşama tutunup tevekkül edebilme yetisini bizlere animsatmasi açısından bir solukda okunacak güzellik...
Adapazarlı Edebiyatçı-Yazar Fahri Tuna Adapazarı Yazıları kitabında; Şehirleri şehir yapan bu aileler veya kişilerdir. Neredeyse, imarını, eğitimini, ekonomisini onlar belirlemişlerdir çoğu kez. demektedir. Peki, Adapazarı için bu kimse kimdir? İlk akla gelen kişi Kara Osman’dır. Peki, kimdir Kara Osman? Tam adıyla söylemek gerekirse: Kimdir Adapazarı Âyanı Kara Osman Ağa?
Adapazarlı tarihçi Profesör Atilla Çetin, Kara Osman Ağa’yı şöyle anlatıyor: Kara Osman Ağa, Adapazarlı bir yerli. Askerlikte ilerlemiş, zağarcıbaşılığa, bugünkü korgeneralliğe kadar yükselmiş, 6 ocaktan birisinin başkanı.
Bir vesile ile Adapazarı’na gönderilen Kara Osman bir konuşmasında Biz padişah katında tanınan adamız. diyor. Kara Osman bu bölgenin 1800’lerdeki en önemli şahsiyetidir. Adapazarı âyanıdır.
Âyanlar, padişahla halk arasında -ama halkın ittifakla seçtiği- bir yerel yöneticidir. Yasal bir yöneticidir Kara
Osman Ağa. Tarihe ve tarihî belgelere geçmiş bölgenin ilk ünlüsüdür. Akıllı, zeki, çok tedbirli, fettan (şeytan gibi, kurnaz, cevval) birisidir; belgeler böyle demektedir. Tedbirini almayı iyi bilir. Reaya (gayrimüslim tebaa) ile iyi ilişkiler içerisindedir. Zaman içinde ticaretle de zenginleşmiş, itibarı artmıştır.
Çok zor yollardan geçmiş, hayatın türlü sıkıntılarına maruz kalmış, seçimlerle hayatı alt üst edilmiş, yeri gelmiş kendi seçimleriyle kendini mahvetmiş biri olarak bu kitabı kaleme aldım. Travmalarımdan, savrulduğum yollardan, farkında olmadan geçen yıllarımdan yola çıkarak kendimle yüzleşmek, geçmişimi kabul etmek adına sizlerle söyleşmek istedim.
Dünyaya gözlerimi açtığım andan şimdiye kadar şahit olduklarımı, sevinç ve hüzünlerimi yazmak istedim. İçimde dinmeyen fırtınalar dinsin, güzel olan her şey çağlayan gibi gürlesin diye; düğüm düğüm boğazıma dizilenler dile gelsin diye…
“Kim bu Kalsbalar? Rusya’da nerede yasadılar, Türkiye’ye nasıl sürgün
edildiler ve nerelere yerleştiler? Neler yasadılar, şimdiki kuşaklara
neler aktardılar? Soyağaçları çıkarılabilir mi?” sorularına cevap arayacağız.
Bunu ağırlıklı olarak Sakarya ili Akyazı ilçesi Kuzuluk ve Alaağaç köyleri
ile Hendek ilçesi Nüfren’de (Beylice) yaşamıs/yasamakta olan bazı
Kalsba aileler ve onların hayattaki mensupları üzerinden örneklendireceğiz.
Son kısımda özel ilgimizi Kalsba Peskuzoğullarının aydınlatılamamış
sürgün hikâyelerini yazmaya, kronolojik tarihlerini çıkarmaya ayırsak
da sözü edilen diğer ailelerin büyüklerinden dinlediğimiz hikâyelerini
de yazdık ve soyağaçlarını çıkardık.
Tanınmış bir üniversite hocamız “çalışmak için üniversiteden emekli oldum” demiş. Hem çalışma şartlarından hem de talebelerin ilim talepsizliğinden hoşnutsuzluğunu dile getirmiş. Bunlar hakikaten ciddi meseleler. Üniversite en üst ilim müessesesi. Mensuplarının kütüphane ve laboratuvardan çıkmaması gerekir.
Üniversiteyi bitirdikten sonra yeni kitap okumamakla müftehir, doçentlik tezinden sonra makale okumamakla maruf hocalarımızı çoktan beri duymakta, görmekteyiz.
Sevgili gençler, bu yanlışlıklarımızdan sizlerin ders çıkarıp, ilim-irfan sahibi olma yollarını bulmanız icab eder. Bunun için halen mevcut olan numune-i imtisal hocalarımızı iyi tanıyıp onların izini takip etmeli.
Cemil Meriç merhum, “bana sorarsan kütüphaneye dön” diyor. Yine “ikra” emrine geliyoruz. Ama okunmaya değer kitaplar, bir canlı yürüyen kitap rehberliğinde okunup anlaşılabiliyor. Bugün kütüphanelerin azalması, boşalması, test-tost mahalli haline gelmesi bu canlı kitapları fark edememekten olsa gerek. İnsan ciddi bir meşguliyet bulmazsa malayani (saçma, sapan) işlerle meşgul oluyor. Bu da ömrün boşa geçmesi ve sonu pişmanlık demektir. Hz. Niyazi Mısrî: “Mürşid gerektir bildire Hakkı sana hakkelyakîn / Mürşidi olmayanların bildikleri gûman imiş” diyor.
İstisnai Renklerle Bezeli Miras…
Yaşam öyküleri yazmaya kalkıştığımızda zihnimizdekilerden önce elimizin altındaki fotoğrafları yardıma çağırırız. “Foto Şehir” gibi bir fotoğrafhaneniz de varsa bu gayet doğal karşılanır… Elinizdeki bu kitap Şavşat’tan Hendek’e zorunlu göç ettirilen Ahıska Türkü Âl-i Cengiz’in, acı ve hüzünlü zamanlarının çileli ve eğlenceli 120 yıllık gerçek yaşam hikâyesinin önemli anılarını barındırıyor. Kahramanlarının yaşam öykülerinin anlatıldığı biyografik bir eser... İlk iki bölümde ailenin ata-babası Ali Cengiz ve onun oğlu Fevzi ile ilgili anlatımlara doğal sepya tonu biyografik fotoğraflar da eşlik etmektedir. “İstisnai Mavi” isimli bölümde ise kitabın yazarı Güvenç Cengiz’in otobiyografik anlatımına Foto Şehir hazinesinin yüzlerce fotoğrafları arasından bir yönetmenin sahne seçmesi gibi özenle seçtiği portre fotoğrafları dâhil olur ve metni sarmasına, ona dokunmasına izin verir… "Kahverengi" ve “Mavi" bu kitap için istisnai renklerdir... Bu renklerin, kahramanları Fevzi ve Güvenç için nasıl bir yaşam biçimine büründüğünü, geçmişten geleceğe nasıl renkli bir mirasa dönüştüğünü büyük bir merakla okuyacaksınız... Güvenç Cengiz, kaleme aldığı bu ilk eseriyle âdeta “Adalı Yazarlar” arasında ben de varım diyor. Keyifli okumalar…
Mücadeleyle geçen bir hayatın hikâyesi. Yokluk ve yoksulluğun peşini bırakmadığı insan. Hakkı haykırmaktan bir an olsun yılmayan adalet savaşçısı. Cehalete, bağnazlığa, şartlanılmış saplantılara karşı mücadele eri. Zulme ve işgallere karşı hakkı en güçlü şekilde haykıran büyük edip. Çanakkale ve Milli Mücadele destanlarını en gür şekilde haykıran ozan. İslam’ın, istiklalin ve istikbalin şairi.
İstiklal Marşının Yazarı Mehmet Akif Ersoy’un hayatının konu alındığı “Sessiz Adam” romanını bir solukta okuyacaksınız. Hastalıkla geçen günleri, Ankara’nın insanın içine işleyen soğuğunun, Hicaz çöllerinde geçen zamanın ve daha nice saklı kalmış anılarının işlendiği bu roman sizi başka dünyalara taşıyacak.
Adapazarı gülistanı divanelerin mahlası, kurtuluş yeri, sığınağıdır. Güle bakan şehirdir. Gülü çok olduğu gibi gülebakanları da boldur. “Gül bahçesindeki güzel kokuları duymuyorsan, kusuru bahçede değil, gönlünde ve burnunda ara” der Hz. Mevlânâ. Bu güzel kokuları duymak için Tarihi Orhan Cami bahçesi, Uzunçarşı ve civarındaki çarşılar, Çark Caddesi, Yenicami , Katlıpazar ve Tren İstasyonu civarında tabanları uyuşana değin şehirde aylarca dolaşmak hiç zor gelmez insana. Güller ve gülebakanlar. İşte bizim hikâyemiz.