Zor zamanlar, gerçek kimliğimizi bulmamız için bir fırsata dönüşebilir. “Hayat, bazen sevdiklerimizi kaybetmenin acısını bazen de hayalini kurduğumuz geleceğin umudunu taşır. “… Kahverengi, ahşap pencere pervazına dayadığım kolum kendi ağırlığından yorulmus, gözlerim derinlere dalmıştı. “Kalbim geçmişin hamallığından bıktım” derken kendimden habersiz ruh gibi kesik kesik aldığım nefeslerle camda buğular oluşturuyordum.“
Ürüne ait yorum bulunmamaktadır.
Bir savaş kaybedilmişti. Düşman Anadolu'yu işgal etmeye başlamıştı. Fakat ummadıkları bir şey vardı: Vazgeçmeyen bir millet…
Balıkesir'de ise bir avuç köylü, düşmana karşı sıra dışı bir plan hazırladı. Tülütabaklar olarak anılan bu cesur insanlar, korkutucu görünümleri ve zekâlarıyla düşmana karşı koymaya çalıştı. Peki, silahlı askerler gerçekten korkutulabilir miydi?
Kurtuluş Savaşı'nda yaşanmış gerçek bir olaydan esinlenen bu hikâye, cesaretin ve zekânın bazen en güçlü silahtan bile etkili olabileceğini anlatıyor.
Bazı aşkların izi silinmez; bir fular gibi yıllarca taşınır.
Bazı yollar, kayıplarla kavuşmaların tam ortasında kesişir.
“Kalbim Senin Evindir”, geçmişle bugünü, yasla umudu, rastlantıyla kaderi aynı noktada buluşturan bir roman.
Sessiz acıların, beklenmedik karşılaşmaların ve kalpten kalan mirasların hikâyesi…
Bazı pencereler dışarıyı değil insanın içini gösterir. Sabah ezanının sessizliği rahmete dönüştüren daveti köyün üzerine usulca yayılırken gecenin karanlığı yerini ilk ışıklara bırakıyordu. Ayşin, bir evin içinde, bir pencerenin kenarında hayatın geçip gidişini izliyordu sessizce. Gidenleri, beklenenleri, hiç gelmeyecek olanları... Bir yol uzanıyor yeşilliklerin arasından, kimi zaman umut kimi zaman keder olan… Bahçedeki ağaçlar ise yalnızca mevsimlere değil, söylenemeyen hikâyelere de tanıklık ediyor. Bu roman yokluğun içindeki sabrı, gündelik hayatın sessiz direnişini ve bir kadının görünmeden var olmasını anlatıyor. Ayşin'in Penceresi, kaybetmenin, sabretmenin ve tevekkülün iç içe geçtiği; insanın en karanlık anlarında bile Rabbine tutunmasının nasıl bir umut yeşertebildiğini anlatan, yüreğe dokunan bir roman… Sözle değil sessizlikle konuşan bir hikâye. Ayşin’in Penceresi; beklemenin, kabullenişin ve inancın romanı.
Mücadeleyle geçen bir hayatın hikâyesi. Yokluk ve yoksulluğun peşini bırakmadığı insan. Hakkı haykırmaktan bir an olsun yılmayan adalet savaşçısı. Cehalete, bağnazlığa, şartlanılmış saplantılara karşı mücadele eri. Zulme ve işgallere karşı hakkı en güçlü şekilde haykıran büyük edip. Çanakkale ve Milli Mücadele destanlarını en gür şekilde haykıran ozan. İslam’ın, istiklalin ve istikbalin şairi.
İstiklal Marşının Yazarı Mehmet Akif Ersoy’un hayatının konu alındığı “Sessiz Adam” romanını bir solukta okuyacaksınız. Hastalıkla geçen günleri, Ankara’nın insanın içine işleyen soğuğunun, Hicaz çöllerinde geçen zamanın ve daha nice saklı kalmış anılarının işlendiği bu roman sizi başka dünyalara taşıyacak.
“Tarih muzafferlerin öyküsüdür. Gerçekle kurgunun harmanlandığı bu öykülerin bir de kaybedenleri vardır. Onlar, bir şehrin zor zamanlarında üzerlerine düşenleri yapıp çekilmiştir sahneden. Adapazarı’nın yakın tarihinde derin izleri olan üç Osman, Yusuf Ertuğrul Erdem’in eserinde bir araya geliyor. Nazır Osman… Seyyid Osman… Kara Osman. Biri devletin biri Hakk’ın biri de halkın sesi olan bu üç ismin yolları ayrı olsa da aynı topraklardan besleniyor. Kaderin onları savurduğu yer bazen madalya bazen dua bazen de idam. Kahramanlıkla hainlik arasındaki çizgi kalın değildir, Sakarya Nehri gibi savrulur gider.”