Siyah beyaz, uzaktan kumandasız, üzeri dantel örtülü bir televizyonda Eurovision şarkı yarışması seyretmiş, seçtiğiniz şarkılardan "karışık kaset"ler doldurtmuşsanız, Ömer Seyfettin, Kemalettin Tuğcu okumuş, Göksel Arsoy'lu, Belgin Doruk'lu, Münir Özkul'lu, Adile Naşit'li Yeşilçam filmleri biterken Son yazısını gözünüzde titreyen damlalarla görmüşseniz, siyah önlükleriniz, beyaz yakalarınız ve cebinizde ütülü mendillerinizle sıra olduğunuz okul sabahlarında heyecanla andımızı söylediyseniz, pinokyo bisikletleri, horoz şekerlerini, Elvan gazozlarını, yerli malı haftasını, Küçük Ev'deki Laura'yı, Heidi'yi, Erkin Koray'ı, Cem Karaca'yı, Barış Manço'yu hatırlıyorsanız, bayram sabahı giyeceğiniz kırmızı pabuçlarınız başucunuzda bir gece bile uyuduysanız, Zuhal Erol'un yazılarını yaralarınızı iyileştiren bir neşeli hüzünle okuyacaksınız demektir.
Zuhal Erol'un ilk kitabının adı hem Cemal Süreya'ya hem bütün şairlere, yazarlara bir saygı duruşu gibi. "Keşke ben de böyle bir kitap yazabilseydim." diyerek katılıyorum bu saygı duruşuna.
Ürüne ait yorum bulunmamaktadır.
Aki Naci İşsever
Coğrafya kader ise; birbirinden farklı iki ülkede bu kaderi yaşamak nasıl bir tecrübe acaba, diyenlere aradığı cevapları bulabilecekleri bir esere sahip olmak ayrıcalık olsa gerek.
"Yabancı Diyarın Yerli Hikayesi", yalnızca Almanya ve Türkiye arasındaki farklar, benzerlikler ya da kültürel temas noktalarını değil, aynı zamanda göç, uyum, kimlik ve insan olmanın taşlarıyla örülmüş ortak kaderin bu iki coğrafyadaki eşsiz yansımasıdır.
Almanya'da yeni bir yaşam kurmaya çalışan soydaşlarımıza ve Avrupa'da yaşamanın nasıl olduğunu merak edenlere güzel bir rehber.
Uzun yıllar; okumuyoruz, Japonlar şöyle okurlar, Almanlar böyle okurlar derken -çevremden gördüğüm- artık Türkler de daha çok okumaya başladılar. Okuma ile yazmada birbirlerini destekleyen süreçler. Okuyucularım da ister ilkokulda ister üniversitede olsun, lütfen hatıra/günlük yazarak bile olsa yazsınlar. Nice yetenekler, çok küçük mazeretler ve ihmaller ile yitip gidiyorlar. Ben, başarının yalnızca miras ile olmadığına, en büyük ihtiyacın verimli çalışkanlık olduğuna hem kendi hayatımda hem de şahit olduğum başarılı insanların hayatlarında tanık oldum.
Şu gök kubbede bir hoş seda bırakmak niyetiyle yazdığım bu kitabı; elinizde, evinizde, kütüphanenizde görmek beni çok sevindireceği gibi okumanız ve geri dönüş yapmanız da bahtiyar edecektir. Sizin için yazdım efendim, buyurunuz afiyetle okuyunuz...
Geçmiş pencere önlerinde her daim sulanan bir çiçektir. Kurumasın diye gözünün içi gibi bakar insan. An gelir kokusunu duyar, kendinden geçer.
An gelir güzelliğine kapılır,
Derin deryalara, büyülü hülyalara dalar.
Yokluğun yolcusu insan yok sayamaz yaşanmışlıkları.
Yürürken geleceğe adım adım,
Ardında kalanları da sular çiçek gibi.
Sular ki, solmasın mazinin o güzel bahçesi.
Ve yeşersin yeniden sevinçleri, özlemleri…