Siyah beyaz, uzaktan kumandasız, üzeri dantel örtülü bir televizyonda Eurovision şarkı yarışması seyretmiş, seçtiğiniz şarkılardan "karışık kaset"ler doldurtmuşsanız, Ömer Seyfettin, Kemalettin Tuğcu okumuş, Göksel Arsoy'lu, Belgin Doruk'lu, Münir Özkul'lu, Adile Naşit'li Yeşilçam filmleri biterken Son yazısını gözünüzde titreyen damlalarla görmüşseniz, siyah önlükleriniz, beyaz yakalarınız ve cebinizde ütülü mendillerinizle sıra olduğunuz okul sabahlarında heyecanla andımızı söylediyseniz, pinokyo bisikletleri, horoz şekerlerini, Elvan gazozlarını, yerli malı haftasını, Küçük Ev'deki Laura'yı, Heidi'yi, Erkin Koray'ı, Cem Karaca'yı, Barış Manço'yu hatırlıyorsanız, bayram sabahı giyeceğiniz kırmızı pabuçlarınız başucunuzda bir gece bile uyuduysanız, Zuhal Erol'un yazılarını yaralarınızı iyileştiren bir neşeli hüzünle okuyacaksınız demektir.
Zuhal Erol'un ilk kitabının adı hem Cemal Süreya'ya hem bütün şairlere, yazarlara bir saygı duruşu gibi. "Keşke ben de böyle bir kitap yazabilseydim." diyerek katılıyorum bu saygı duruşuna.
Ürüne ait yorum bulunmamaktadır.
« Miri Malı Çarşısı » ile başladığımız zat-ı muhteremin, nevi şahsına münhasır “müfid ve muhtasar eserlerden” nakiller yapmaya devam ediyoruz. İnsanlara, hadiselere bir kitap nazariyle bakabilmek, anlam verebilmek, hayatı anlamlandırabilmek ve büyüklerin sözlerinin ardındaki derinliği keşfederek zevkiyâb, şifayâb olalım istedik. Çalışma gayreti, yaşayan eserleri, yetiştirdiği talebeleriyle tanınan hezarfen zevatların eserlerini okumaya anlamaya çalıştık. Güzel yaşamış, güzel hatıralar kelamlar bırakmış mübarek insanların eserlerinden istifade etmek herkese nasip olmuyor. Bizim ecdadımız “sözü mevzun düşürmeye” ahenkli ve manalı söz söylemeye dikkat etmiş. Tarihimizde nazım-nesir eser vücuda getirmede kadın-erkek adeta yarış halindedir. İlmi çalışmalar çoğaldıkça bunlar kül-toprak altından çıkacaktır. Okuyanların dinleyenlerin hatırları hoş, gönülleri şad u handan olması ümid ve temennisiyle.