Hepsi Adapazarı ürünü Adayazıların. Ankara'da yazılmakla beraber Ada'ya dair,''Bir Şehri Bırakıp Gitmek'' hariç... Birçoğu yeni Ada Gazetesinde yayınlandı. ''Pencerem Orman, Gündem Dışı, Dokunmak, Hikayemizi Unuttuk mu? Taşa Yazmak, Türk Aklına Doğru, Serdivan'da Bİr Çocuk Yere Düşerken, Ahlaklı Olmak, Değer Nedir? Şeykit up Shekerim ve Dİl Üzerine Düşünme'' bunlardan. Ve nihayet bağımsız bir adacık gibi duran: Hece, Yerel Sİyaset, Türk Yurdu, Türk Dİplomatik ve Muraiye dergilerinde yayımlanan denemeler... '' Yazarın Okur Olarak Mektubu'' ise bu kitaba yazıldı
Yazar kendi penceresinden bakıyor Ada'ya. Penceresi orman.
'' Penceremden ormana bakarım. Aradan perdeyi kaldırarak... Bİr Yeşil ada içinde bulurum kendimi.
Değişim hayatın kanunudur. Zaman denilen yüksek debili nehrin nasıl bir daha geri dönmemek üzere aktığı, perdesiz seyrederim penceremden: Sindire sindire, yavaş yavaş ve keyifle...
Değişim, manzaranın her mevsimin değişen görüntüsünde, akışın çizdiği kavsinde fark edilir. fark edilen su kavuşumundan güç çoğaltan coşkun ırmakların denile birleşirken aldığı derin ve güçlü sükunettir.
Değişim Ağır, sakin, tedrici...'' diyar yazar.
Ordan göle, hayatın kaynağı suya uzanıp, gün doğumunu ve batışını seyretmeye başlıyor. Biraz hüzünlüdür, biraz neşeli.
Yaşama ve yaşatmaya dair bir türkü utturuyor.
Adayazılar da işte böyle
Ürüne ait yorum bulunmamaktadır.
Üsküdarlı Bir Türk kızı Sıdıka Hanımın Torunu Avrupa’lı bir Müslüman olan Aliya sadece bir siyasetçi, bir düşünür ve bir aksiyon adamı değildir. Felsefe ve edebiyat merakı, yöneticilik ahlakını derinlikli, analitik ve estetik değerler kümesiyle zenginleştirmesini mümkün kılan Alia, Avrupa’nın göbeğinde insan hakları ve hukukun ayaklar altına alındığı, halkına karşı sistematik bir soykırım girişiminin gerçekleştirilmeye çalışıldığı bir süreçte ülkesi ve milletinin bu felaketten çıkışına ve bağımsızlığına yol gösterici olmuş büyük bir liderdir.
Fikirleri, siyasi mücadeleleri ve savunduğu değerler ile dünyaya bir meşale olan Aliya’nın, tarihe geçen altın mürekkep damlalarından birkaçını önünüze serpiyoruz.
Aşçı İbrahim Dede’nin 19. yy. sonlarında kaleme almaya başladığı hatırat ve seyahatname türündeki eseri, bir dervişin hatıraları olmaktan ziyade O dönem Osmanlı toplum hayatını
çok yönleriyle etraflıca anlatmaktadır. İstanbul’daki tasavvufi hayat ile Erzurum, Erzincan, Şam, Hicaz, Bağdat, Edirne’ye kadar Osmanlı coğrafyasındaki özellikle askeri hayatı cazip bir üslupla gözler önüne sermektedir.
Bu hatıraları birkaç yıl evvel okumuş çok zevk almıştım. Zaten ruhaniyetli kitaplar kendini okutuyor. 2025 yılı ikinci yarısında, bu kitaptan biz de seçmeler yapsak, hem lisan zevki
hem maneviyat meylinin kuvvetlenmesine vesile olabilir, diye düşündük. Bu sebeple eserin ilk 2 cildini yeniden anlamaya çalışarak okuduk. Hakikaten peşin hüküm, fikri sabit sahibi
olmayanlara ecdadın zengin dilini zevk ettirir, inşirah ve intibaha vesile olur diye bu çalışmayı yaptık. Sivil asker azizanın himmetlerini ümid ve temenni ederiz.
Coğrafya kader ise; birbirinden farklı iki ülkede bu kaderi yaşamak nasıl bir tecrübe acaba, diyenlere aradığı cevapları bulabilecekleri bir esere sahip olmak ayrıcalık olsa gerek.
"Yabancı Diyarın Yerli Hikayesi", yalnızca Almanya ve Türkiye arasındaki farklar, benzerlikler ya da kültürel temas noktalarını değil, aynı zamanda göç, uyum, kimlik ve insan olmanın taşlarıyla örülmüş ortak kaderin bu iki coğrafyadaki eşsiz yansımasıdır.
Almanya'da yeni bir yaşam kurmaya çalışan soydaşlarımıza ve Avrupa'da yaşamanın nasıl olduğunu merak edenlere güzel bir rehber.