Süleyman Çelebi merhum gibi başlayalım,
Allâh âdın zikredelim evvelâ
Vacib oldur cümle işde her kula
Allâh âdın her kim ol evvel anâ
Her işi âsân ider Allâh anâ
Çok zengin bir ilmü irfan geçmişine sahibiz. “Tarihimiz mührü sökülmemiş bir hazine” denilmiştir. Ama onu anlayıp istifade etmede yetersiz kalıyoruz. Ancak 21. asrın ilk çeyreğinde bir canlanma toparlanma alâmetleri görülüyor. Bizde bu çerçevede bazı çalışmalar yaparak ifade-i meramda bulunma niyet ve gayretindeyiz. Bilinmesi çok faydalı olacak muhterem zevatı ve eserlerini tanıtmaya çalışıyoruz. Büyük medeniyetimizin devamı mahiyetindeki kitapları ve müellifleri tanımak bize hem zevk hem de kuvvet vermektedir. Bu derlemede, sağlam eserlerden istifade ve muteber şahıslardan bahsetmeyi düstur edindik. Tarık Buğra, Orhan Şaik Gökyay, Mehmed Şevket Eygi, Ahmed Halûk Dursun üstadların hayatları ve eserleri bizler için numune-i imtisal olmaktadır. Yunus Emre, Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî gibi zirveler zaten izahtan varestedir. Bu yedinci derlememize “Gelin Tanış Olalım” adını verdik. Derviş Yunus’un Unesco salonuna da yazılması uygun görülen kıtasının ilk mısrasıdır, diğer mısralar, “İşi kolay kılalım / Sevelim sevilelim / Dünya kimseye kalmaz” dır. Bu dörtlük aslında çok şeyi özetlemektedir. Bunu duyan “Elhak doğrudur” dan başka kelâm söyleyememektedir.
Ürüne ait yorum bulunmamaktadır.
“Kim bu Kalsbalar? Rusya’da nerede yasadılar, Türkiye’ye nasıl sürgün
edildiler ve nerelere yerleştiler? Neler yasadılar, şimdiki kuşaklara
neler aktardılar? Soyağaçları çıkarılabilir mi?” sorularına cevap arayacağız.
Bunu ağırlıklı olarak Sakarya ili Akyazı ilçesi Kuzuluk ve Alaağaç köyleri
ile Hendek ilçesi Nüfren’de (Beylice) yaşamıs/yasamakta olan bazı
Kalsba aileler ve onların hayattaki mensupları üzerinden örneklendireceğiz.
Son kısımda özel ilgimizi Kalsba Peskuzoğullarının aydınlatılamamış
sürgün hikâyelerini yazmaya, kronolojik tarihlerini çıkarmaya ayırsak
da sözü edilen diğer ailelerin büyüklerinden dinlediğimiz hikâyelerini
de yazdık ve soyağaçlarını çıkardık.
Mücadeleyle geçen bir hayatın hikâyesi. Yokluk ve yoksulluğun peşini bırakmadığı insan. Hakkı haykırmaktan bir an olsun yılmayan adalet savaşçısı. Cehalete, bağnazlığa, şartlanılmış saplantılara karşı mücadele eri. Zulme ve işgallere karşı hakkı en güçlü şekilde haykıran büyük edip. Çanakkale ve Milli Mücadele destanlarını en gür şekilde haykıran ozan. İslam’ın, istiklalin ve istikbalin şairi.
İstiklal Marşının Yazarı Mehmet Akif Ersoy’un hayatının konu alındığı “Sessiz Adam” romanını bir solukta okuyacaksınız. Hastalıkla geçen günleri, Ankara’nın insanın içine işleyen soğuğunun, Hicaz çöllerinde geçen zamanın ve daha nice saklı kalmış anılarının işlendiği bu roman sizi başka dünyalara taşıyacak.
Bu kitap, bir hastalık sürecinin ötesinde; sabrın, inancın ve şükrün içten bir hikayesidir. Bir gün hiç beklemediğiniz bir haber gelir ve hayatınız altüst olur. Fakat bazen, o yıkımın içinden bambaşka bir güç doğar.
İşte bu hikaye, böyle bir yolculuğu anlatıyor. Bu kitap, yalnızca kanserle verilen bir mücadelenin değil; duanın, teslimiyetin ve ilahi takdirin izini süren bir yolculuğun hikayesidir.
Her ayetle biraz daha güçlenen her sabırla biraz daha derinleşen bir iç yolculuk… Zorlukla gelen kolaylığı, acının içindeki rahmeti ve şükrün dönüştürücü gücünü hatırlatan gerçek bir hayat hikayesi.
“Şifa sadece bedende değil ruhta başlar.”
1976 yılında İzmir’de bir okul müsameresinde Fatma Yıldırım’ı (Sezen Aksu’yu) keşfeden Organizatör Hamdi Rahmetli Kamil Sönmez’i de bir Ordu turnesinde; Esmeray’ı bir okul gösterisinde, Edip Akbayram’ı bir Antep turnesinde, Ahmet Özhan’ı Kocaeli Fuarı’nda, Çetin Alp, İskender Doğan ve Osman Yağmurdereli’yi bir Ankara turnesinde keşfeder. Ajda Pekkan’dan Cem Karaca'ya, Barış Manço’dan Neşet Ertaş’a… Başta Adapazarı olmak üzere kaç şehirde konserlere götürdüğü de müzik tarihine kaydedilmiştir.
1960’ların ortalarından 1980’lerin sonlarına, tam yirmi beş yıl süreyle düzenlediği konser veya tiyatro turneleriyle, bütün vatan sathında o ve programları vardır. Zeki adam, pratik adam, çözümcü adam, sempatik adam, sözünün eri adamdır o. İletişim üstadıdır. Mert ve cömert adamdır Hamdi Özarutan. Yemesini, yedirmesini, ikramı seven adamdır. Türkiye’de gitmediği, hizmet vermediği yer olmasa da, ömrünün büyük bölümü İstanbul’da geçse de Hamdi Özarutan Adapazarlıdır, Hendeklidir, Soğuksuludur. O bir Adapazarı, Hendek Soğuksu âşığıdır. Kültüre sanata ömrünü vakfetmiş adamdır o. Bu kitap sadece Hamdi Özarutan'ın kişisel tarihi değil, bir dönemin, bir şehrin (Adapazarı), bir ülkenin (Türkiye) kültür sanat tarihidir.
Adapazarı gülistanı divanelerin mahlası, kurtuluş yeri, sığınağıdır. Güle bakan şehirdir. Gülü çok olduğu gibi gülebakanları da boldur. “Gül bahçesindeki güzel kokuları duymuyorsan, kusuru bahçede değil, gönlünde ve burnunda ara” der Hz. Mevlânâ. Bu güzel kokuları duymak için Tarihi Orhan Cami bahçesi, Uzunçarşı ve civarındaki çarşılar, Çark Caddesi, Yenicami , Katlıpazar ve Tren İstasyonu civarında tabanları uyuşana değin şehirde aylarca dolaşmak hiç zor gelmez insana. Güller ve gülebakanlar. İşte bizim hikâyemiz.
Tanınmış bir üniversite hocamız “çalışmak için üniversiteden emekli oldum” demiş. Hem çalışma şartlarından hem de talebelerin ilim talepsizliğinden hoşnutsuzluğunu dile getirmiş. Bunlar hakikaten ciddi meseleler. Üniversite en üst ilim müessesesi. Mensuplarının kütüphane ve laboratuvardan çıkmaması gerekir.
Üniversiteyi bitirdikten sonra yeni kitap okumamakla müftehir, doçentlik tezinden sonra makale okumamakla maruf hocalarımızı çoktan beri duymakta, görmekteyiz.
Sevgili gençler, bu yanlışlıklarımızdan sizlerin ders çıkarıp, ilim-irfan sahibi olma yollarını bulmanız icab eder. Bunun için halen mevcut olan numune-i imtisal hocalarımızı iyi tanıyıp onların izini takip etmeli.
Cemil Meriç merhum, “bana sorarsan kütüphaneye dön” diyor. Yine “ikra” emrine geliyoruz. Ama okunmaya değer kitaplar, bir canlı yürüyen kitap rehberliğinde okunup anlaşılabiliyor. Bugün kütüphanelerin azalması, boşalması, test-tost mahalli haline gelmesi bu canlı kitapları fark edememekten olsa gerek. İnsan ciddi bir meşguliyet bulmazsa malayani (saçma, sapan) işlerle meşgul oluyor. Bu da ömrün boşa geçmesi ve sonu pişmanlık demektir. Hz. Niyazi Mısrî: “Mürşid gerektir bildire Hakkı sana hakkelyakîn / Mürşidi olmayanların bildikleri gûman imiş” diyor.
Şehirlerin tarihlerinde isimleri altın harflerle yazılması gereken kahramanları vardır. O şehirler yaşadığı sürece bu isimler de yaşayacaktır.
Fetih, direniş, kurtuluş; bekâ, ihyâ ve vefa adamlarıdır bunlar. Adalet, doğruluk ve merhamet sembolü kişilerdir. Cesaret, yiğitlik ve adanmışlık timsali insanlardır.
Kâh aşılmaz denilen kaleleri aşmışlar, kâh işgale karşı isyanı başlatmışlar, kâh zorbalığa ve zulme karşı adaletin bayrağını dikmişlerdir, insanlık burcuna. Vatanı uğruna, şehri uğruna, halkı uğruna; can, mal ve namus uğruna, etrafına topladığı yiğitlerle birlikte bir kahramanlık destanı yazmayı başarmışlardır bu öncü kişiler.
Kimi ilk kurşundur, kimi ilk çığlık, kimi ilk şehit; ama onların başlattığı hareket, adım adım büyüyerek; o kasabaya, o şehre, o bölgeye nefes, umut ve hayat vermiştir.
Ya Sakarya için, ya Adapazarı için kimdir bu isim? Hiç tartışmasız Halit Molla’dır.
Fahri Tuna
Adapazarlı Edebiyatçı-Yazar Fahri Tuna Adapazarı Yazıları kitabında; Şehirleri şehir yapan bu aileler veya kişilerdir. Neredeyse, imarını, eğitimini, ekonomisini onlar belirlemişlerdir çoğu kez. demektedir. Peki, Adapazarı için bu kimse kimdir? İlk akla gelen kişi Kara Osman’dır. Peki, kimdir Kara Osman? Tam adıyla söylemek gerekirse: Kimdir Adapazarı Âyanı Kara Osman Ağa?
Adapazarlı tarihçi Profesör Atilla Çetin, Kara Osman Ağa’yı şöyle anlatıyor: Kara Osman Ağa, Adapazarlı bir yerli. Askerlikte ilerlemiş, zağarcıbaşılığa, bugünkü korgeneralliğe kadar yükselmiş, 6 ocaktan birisinin başkanı.
Bir vesile ile Adapazarı’na gönderilen Kara Osman bir konuşmasında Biz padişah katında tanınan adamız. diyor. Kara Osman bu bölgenin 1800’lerdeki en önemli şahsiyetidir. Adapazarı âyanıdır.
Âyanlar, padişahla halk arasında -ama halkın ittifakla seçtiği- bir yerel yöneticidir. Yasal bir yöneticidir Kara
Osman Ağa. Tarihe ve tarihî belgelere geçmiş bölgenin ilk ünlüsüdür. Akıllı, zeki, çok tedbirli, fettan (şeytan gibi, kurnaz, cevval) birisidir; belgeler böyle demektedir. Tedbirini almayı iyi bilir. Reaya (gayrimüslim tebaa) ile iyi ilişkiler içerisindedir. Zaman içinde ticaretle de zenginleşmiş, itibarı artmıştır.