Aki Naci İşsever
Büyük Üstad Alâaddin Öncü Beyler (Ağabeyimiz), bayram günleri âdet olan kutlama ve tebriklerden sonra, sıra Eee, ta ta ne va ne yok? diye, sorulara gelince buna oldukça canı sıkılır, bıkkın bir hâlde olduğu için, hâl hatır soruları da bitti diye şükrederken, centilmenin biri - olandan habersiz - bir de tokalaşma ve el sıkmalar başlayınca, kendi yalazalarını, sık sık kesmek zorunda kalırdı.
Yalazanın koca ustası buna, çok mu çok kızardı. Bu yüzden de özellikle belediye parkına, arandığını bildiği halde, uğramadığı da olurdu.
Bayram günleri, kurban kesmeyeceği meydanda iken, elinde kurban bıçakları kurban kesecek kasap ararken görünürdü. Bıçakları soran meraklılara bileyci aradığını söyliyerek, dostlarına alışverişte görünürdü.
Berber Gavalli Recainin usturalarını beğenmez görünür, sanki kendi de Dumanlı Hasan gibi, traşta uyur görünürdü.
Evdeki bıçakları biletmesinin gerçek nedeninin, bıçakların kör oluşu değil, yaptığı şakalarını anlamakta gecikenleri, keserken kolaylık olsun diye masatlatarak bizi düşündürürdü.
Dikkat edin, onun yalazalarında edilgen olan Gavalli Recai ve benzeri tiplerdir. Taraklı’da gülmek ücretsiz (bedâva) olduğu için, Recai Ağabeyi kemirircesine yıpratan zalimler de vardı.
Çünkü o garibanı savunmada tutan kahbe felek ondan da sabırlı olduğu için, anlattıklarında ucuz adam rolünü hep ona verirdi. Felek onu devamlı savunmada tutup bekletti.
Unutmayın!
Ürüne ait yorum bulunmamaktadır.
Geçmiş pencere önlerinde her daim sulanan bir çiçektir. Kurumasın diye gözünün içi gibi bakar insan. An gelir kokusunu duyar, kendinden geçer.
An gelir güzelliğine kapılır,
Derin deryalara, büyülü hülyalara dalar.
Yokluğun yolcusu insan yok sayamaz yaşanmışlıkları.
Yürürken geleceğe adım adım,
Ardında kalanları da sular çiçek gibi.
Sular ki, solmasın mazinin o güzel bahçesi.
Ve yeşersin yeniden sevinçleri, özlemleri…
Tarz-ı selefe takaddüm ettim
Bir başka lügat tekellüm ettim
Esrarını mesneviden aldım
Çaldımsa da miri malı çaldım
Fehmetmeğe sen de himmet eyle
Ol gevheri bul da sirkat eyle
Şeyh Galip
Zevkle okuyup istifade ettiğimiz ecdad eserlerinden, haberdâr olanların tekrar zevkini yaşaması, bunlara rastlamayanların da haberdar ve zevkiyâb olması için mütevazi çalışmalar yaptık. Sonra bunların; Yunus Emre’den, Ahmed Kuddusi’ye, Hüseyin Vassaf’dan Salih Baba’ya, Osman Kemâli’den Alvarlı Efe Hz. lerine. Safiye Erol, Halide N. Zorlutuna, Münevver Ayaşlı Hanımefendilere kadar birçok muteber ve mübarek zevatın kapsadığını gördük.
İsm-i şerifi geçenlere de rahmete, mağfirete vesile olması niyazıyla...
Bazen bir haber düşer hayatımıza…
Bir patlama, bir kayıp, bir sarsıntı…
Ve o an anlarız; hayat sandığımız kadar uzun, planladığımız kadar kontrolümüzde değildir.
Bu kitap, bir acının ardından başlayan içsel sorgulamanın hikâyesidir.
Bir babanın, bir arkadaşın, bir insanın…
Hayata, hedeflere ve “yeter” duygusuna yeniden bakma çabasıdır.
Uzaklarda bir dostla yapılan sohbetlerde,
yüksek hedeflerin insanı nasıl tükettiğini,
ulaşılamayan hayallerin nasıl ağırlaştığını fark eden bir zihnin izini sürersiniz.
Ve sonra bir çoban çıkar karşınıza…
Hayatı boyunca aynı dağlarda dolaşmış,
ama “göreceğimi gördüm” diyebilecek kadar tamam hissetmiştir kendini.
İşte bu kitap, o çobanın huzuruyla
modern insanın bitmeyen arayışı arasındaki ince çizgiyi anlatır.
Çünkü bazen mesele ne kadar çok gördüğün değil,
nasıl bir dünyada yaşadığındır.
Ve belki de asıl soru şudur:
Senin dünyan ne kadar?
« Miri Malı Çarşısı » ile başladığımız zat-ı muhteremin, nevi şahsına münhasır “müfid ve muhtasar eserlerden” nakiller yapmaya devam ediyoruz. İnsanlara, hadiselere bir kitap nazariyle bakabilmek, anlam verebilmek, hayatı anlamlandırabilmek ve büyüklerin sözlerinin ardındaki derinliği keşfederek zevkiyâb, şifayâb olalım istedik. Çalışma gayreti, yaşayan eserleri, yetiştirdiği talebeleriyle tanınan hezarfen zevatların eserlerini okumaya anlamaya çalıştık. Güzel yaşamış, güzel hatıralar kelamlar bırakmış mübarek insanların eserlerinden istifade etmek herkese nasip olmuyor. Bizim ecdadımız “sözü mevzun düşürmeye” ahenkli ve manalı söz söylemeye dikkat etmiş. Tarihimizde nazım-nesir eser vücuda getirmede kadın-erkek adeta yarış halindedir. İlmi çalışmalar çoğaldıkça bunlar kül-toprak altından çıkacaktır. Okuyanların dinleyenlerin hatırları hoş, gönülleri şad u handan olması ümid ve temennisiyle.