Yağmur yağıyordu.
Sanki gökyüzünde bir ırmak...Yolunu şaşırmış da yeryüzünün tozunu almak için yollara dökülmüş gibi yağan bir yağmur...Bütün caddelerde birikmiş sular,denize doğru akamamanın öfkesini kuşanmış gibi duruyorlardı.Yapraklarına özlem çeken ağaçlar,zikir sonrası huzura ermiş dervişler gibi,bu ıslak vaktin bitmesini bekliyorlardı.
Ürüne ait yorum bulunmamaktadır.
Coğrafya kader ise; birbirinden farklı iki ülkede bu kaderi yaşamak nasıl bir tecrübe acaba, diyenlere aradığı cevapları bulabilecekleri bir esere sahip olmak ayrıcalık olsa gerek.
"Yabancı Diyarın Yerli Hikayesi", yalnızca Almanya ve Türkiye arasındaki farklar, benzerlikler ya da kültürel temas noktalarını değil, aynı zamanda göç, uyum, kimlik ve insan olmanın taşlarıyla örülmüş ortak kaderin bu iki coğrafyadaki eşsiz yansımasıdır.
Almanya'da yeni bir yaşam kurmaya çalışan soydaşlarımıza ve Avrupa'da yaşamanın nasıl olduğunu merak edenlere güzel bir rehber.
Uzun yıllar; okumuyoruz, Japonlar şöyle okurlar, Almanlar böyle okurlar derken -çevremden gördüğüm- artık Türkler de daha çok okumaya başladılar. Okuma ile yazmada birbirlerini destekleyen süreçler. Okuyucularım da ister ilkokulda ister üniversitede olsun, lütfen hatıra/günlük yazarak bile olsa yazsınlar. Nice yetenekler, çok küçük mazeretler ve ihmaller ile yitip gidiyorlar. Ben, başarının yalnızca miras ile olmadığına, en büyük ihtiyacın verimli çalışkanlık olduğuna hem kendi hayatımda hem de şahit olduğum başarılı insanların hayatlarında tanık oldum.
Şu gök kubbede bir hoş seda bırakmak niyetiyle yazdığım bu kitabı; elinizde, evinizde, kütüphanenizde görmek beni çok sevindireceği gibi okumanız ve geri dönüş yapmanız da bahtiyar edecektir. Sizin için yazdım efendim, buyurunuz afiyetle okuyunuz...
Bazen bir haber düşer hayatımıza…
Bir patlama, bir kayıp, bir sarsıntı…
Ve o an anlarız; hayat sandığımız kadar uzun, planladığımız kadar kontrolümüzde değildir.
Bu kitap, bir acının ardından başlayan içsel sorgulamanın hikâyesidir.
Bir babanın, bir arkadaşın, bir insanın…
Hayata, hedeflere ve “yeter” duygusuna yeniden bakma çabasıdır.
Uzaklarda bir dostla yapılan sohbetlerde,
yüksek hedeflerin insanı nasıl tükettiğini,
ulaşılamayan hayallerin nasıl ağırlaştığını fark eden bir zihnin izini sürersiniz.
Ve sonra bir çoban çıkar karşınıza…
Hayatı boyunca aynı dağlarda dolaşmış,
ama “göreceğimi gördüm” diyebilecek kadar tamam hissetmiştir kendini.
İşte bu kitap, o çobanın huzuruyla
modern insanın bitmeyen arayışı arasındaki ince çizgiyi anlatır.
Çünkü bazen mesele ne kadar çok gördüğün değil,
nasıl bir dünyada yaşadığındır.
Ve belki de asıl soru şudur:
Senin dünyan ne kadar?