Okumayı öğrendiğim günden beri kitaplarla yolumuz hiç ayrılmadı. Bizim yetiştiğimiz yıllarda okuyacak çok fazla kitap yoktu. Okul kütüphaneleri kitaba erişebildiğimiz tek yerdi. Ortaokul ve lise yılları dünya klasiklerini okuyarak geçti. Okuduğum her kitapta ne aradığımı bilmeden arıyordum. Bulamayınca merakım daha da artıyordu. Kitaplar hayal kırıklığı değildi ama nedense doyurmuyordu.
Sonra bir kütüphane kuruldu şehrimizde. Aradığımız kitapları Sakarya Özel İdare Kütüphanesi’nde bulduk. O doyurucu kitaplar bizim klasiklerimizdi. Yıllarca gecemizi gündüzümüze katarak okuduk. Kütüphanenin bahçesinde akraba gibi olduğumuz başka okuyucularla okuduklarımızı paylaştık. Paylaşılan her şey gibi bereketli oldu okuduklarımız. Yazarlar geldi ziyaretimize. Merhum Rasim Özdenören, Sadettin Ökten Hoca, Fatma Barbarosoğlu, Nazife Şişman, Sadık Yalsızuçanlar ve daha niceleri. Özel idare Kütüphanesi bir okuldu. Her yaştan okuyucusu olan bereketli bir mekândı. Pek çok güzel genç yetişti o mekânın feyz ve bereketiyle. O güzel mekânın gediklileri, mezun olmaya niyeti olmayan talebeleriz.
Okuyacağınız kitaptaki yazılar, bizim klasiklerimizden aldığımız o güzel kokuya davettir. Anadolu’yu mayalayan erenlerin hikmetlerinden tadımlık paylaşımlardır. Onları tanımaya, anlamaya çağrıdır.
Ürüne ait yorum bulunmamaktadır.
Uzun yıllar; okumuyoruz, Japonlar şöyle okurlar, Almanlar böyle okurlar derken -çevremden gördüğüm- artık Türkler de daha çok okumaya başladılar. Okuma ile yazmada birbirlerini destekleyen süreçler. Okuyucularım da ister ilkokulda ister üniversitede olsun, lütfen hatıra/günlük yazarak bile olsa yazsınlar. Nice yetenekler, çok küçük mazeretler ve ihmaller ile yitip gidiyorlar. Ben, başarının yalnızca miras ile olmadığına, en büyük ihtiyacın verimli çalışkanlık olduğuna hem kendi hayatımda hem de şahit olduğum başarılı insanların hayatlarında tanık oldum.
Şu gök kubbede bir hoş seda bırakmak niyetiyle yazdığım bu kitabı; elinizde, evinizde, kütüphanenizde görmek beni çok sevindireceği gibi okumanız ve geri dönüş yapmanız da bahtiyar edecektir. Sizin için yazdım efendim, buyurunuz afiyetle okuyunuz...
Aşçı İbrahim Dede’nin 19. yy. sonlarında kaleme almaya başladığı hatırat ve seyahatname türündeki eseri, bir dervişin hatıraları olmaktan ziyade O dönem Osmanlı toplum hayatını
çok yönleriyle etraflıca anlatmaktadır. İstanbul’daki tasavvufi hayat ile Erzurum, Erzincan, Şam, Hicaz, Bağdat, Edirne’ye kadar Osmanlı coğrafyasındaki özellikle askeri hayatı cazip bir üslupla gözler önüne sermektedir.
Bu hatıraları birkaç yıl evvel okumuş çok zevk almıştım. Zaten ruhaniyetli kitaplar kendini okutuyor. 2025 yılı ikinci yarısında, bu kitaptan biz de seçmeler yapsak, hem lisan zevki
hem maneviyat meylinin kuvvetlenmesine vesile olabilir, diye düşündük. Bu sebeple eserin ilk 2 cildini yeniden anlamaya çalışarak okuduk. Hakikaten peşin hüküm, fikri sabit sahibi
olmayanlara ecdadın zengin dilini zevk ettirir, inşirah ve intibaha vesile olur diye bu çalışmayı yaptık. Sivil asker azizanın himmetlerini ümid ve temenni ederiz.