Bilgi ve iletişim teknolojilerinde yaşanan gelişmeler, geleneksel bürokrasinin hantal, katı ve kâğıda dayalı işleyişini köklü bir paradigma değişimine zorlamıştır. Katılımcılık, şeffaflık, hesap verebilirlik ve hız ilkeleri üzerine inşa edilen "Yeni Kamu Yönetimi" anlayışı; hizmetlerin vatandaşa doğrudan, kesintisiz ve tek bir noktadan sunulduğu e-Devlet modelini modern kamu yönetiminin merkezine yerleştirmiştir. Dijital dönüşümün bizzat merkezinde ve uygulayıcı konumunda olan kamu çalışanlarının algı ve yaklaşımları Tokat ili örneğinde gerçekleştirilen kapsamlı bir ampirik araştırma ile ortaya konmaktadır. Kamu çalışanlarının e-Devlet sistemine bakışını, kullanım alışkanlıklarını, algılanan fayda ve çekinceleri veriye dayalı analizlerle sunan bu eser; kamu yönetimi, siyaset bilimi ve bilişim alanında çalışan araştırmacılar, kamu bürokratları ve dijital geleceğe ilgi duyan tüm okuyucular içindir.
Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş yıllarındaki (1923-1950) toplumsal dönüşümün temel belirleyicilerinden biri olan ulus-devlet modeli çerçevesindeki ekonomik kalkınma politikaları, dönemin kentleşme dinamiklerini de önemli ölçüde etkilemiş ve kentsel politikaların temel çerçevesinin oluşumunda belirleyici olmuştur. Bu çalışma, Erken Cumhuriyet Dönemi’nin politik, ekonomik ve sosyokültürel dinamiklerini mekânsal dönüşümler bağlamında ele almakta ve dönemi üç temel aşamada incelemektedir: “Liberal Dönem (1923-1929)”, “Devletçilik Dönemi (1930-1939)” ve “İkinci Dünya Savaşı ve Dünya Ekonomisine Amerikan Etkisi Altında Eklemlenme Dönemi (1940-1950)”. Her bir dönem; sınıfsal yapı, kent ve kır ekonomisi, altyapı yatırımları, kente ilişkin yasal ve kurumsal düzenlemeler, nüfus hareketleri ve yapılı çevrenin dönüşümü gibi temel kentsel gelişme bileşenleri üzerinden incelenmekte; bu doğrultuda dönemlerin kendine özgü kentsel dinamikleri ve kentsel politika yaklaşımları değerlendirilmektedir.
Çalışma, 1923 yılında yeni bir devletin inşasıyla başlayan dönüşüm sürecinin yalnızca siyasal ve ekonomik kurumların yeniden yapılandırılmasıyla sınırlı olmadığını; aynı zamanda kentlerin yönetim anlayışından kamusal mekânların düzenlenmesine, altyapı yatırımlarından ulaşım sistemlerine ve kentsel yaşam biçimlerinden yapılı çevrenin dönüşümüne kadar uzanan çok boyutlu bir yeniden yapılanmayı beraberinde getirdiğini ortaya koymaktadır. Bu çerçevede çalışma, Erken Cumhuriyet Dönemi’ndeki kentleşme sürecini politik ekonomi perspektifinden değerlendirerek, dönemin kentleşme politikaları ile siyasal, ekonomik ve toplumsal dönüşümler arasındaki karşılıklı ilişkilere dair bütüncül bir yaklaşım sunmaktadır. Bu yönüyle metin, Erken Cumhuriyet Dönemi’nin kentsel politikalarını politik ekonomi perspektifinden incelemek isteyen araştırmacılar ve konuya ilgi duyan tüm okuyucular için kapsamlı bir başvuru kaynağı niteliğindedir.
Aşk, insanın kendini aramak için çıktığı, fakat yolda bizzat kendisini kaybettiği o çetin
seyrüseferin adıdır. İnsan bu dünyaya ham bir kelam olarak gelir; nefsin kuyusunda çırpınır,
arafın eşiğinde titrer, gurbetin ayazında kavrulur da nihayet sükûtun ve fena makamının o
saflığına erdiğinde pişer, "Bir" olur.
Elinizde tuttuğunuz bu sayfalarda, kulun ve âşığın yedi ikliminden geçerek kendi hakikatine
yürüyüşü gizlidir. Şiirlerin her biri; kuyunun karanlığından ummanın sonsuzluğuna uzanan
birer basamak, dünyadan ve onun süslü rüyalarından uyanışın sesidir.
Sır, kelimelerin çokluğunda değil; o kelimelerin arkasına saklanan saf ve sert sükûttadır. Biz
sözü israf etmedik; az ve öz söylemeyi, yorulmuş ruhlara bir nefes, arif olan gönüllere ise
gizli bir ayna tutmayı murat ettik.
Bu kitap; nefsine karşı duranların, "Bıraktım Sana" diyerek teslimiyet hırkasını giyenlerin ve
son eşikten geçip hiçlik noktasında baki kalana kavuşanların hikayesidir.
Beşeri perdenin arkasındaki ilahi tecelliyi görenlere, sözün bittiği yerde kalbiyle dinleyenlere
selam olsun.
Pirfanî
Bazı pencereler dışarıyı değil insanın içini gösterir. Sabah ezanının sessizliği rahmete dönüştüren daveti köyün üzerine usulca yayılırken gecenin karanlığı yerini ilk ışıklara bırakıyordu. Ayşin, bir evin içinde, bir pencerenin kenarında hayatın geçip gidişini izliyordu sessizce. Gidenleri, beklenenleri, hiç gelmeyecek olanları... Bir yol uzanıyor yeşilliklerin arasından, kimi zaman umut kimi zaman keder olan… Bahçedeki ağaçlar ise yalnızca mevsimlere değil, söylenemeyen hikâyelere de tanıklık ediyor. Bu roman yokluğun içindeki sabrı, gündelik hayatın sessiz direnişini ve bir kadının görünmeden var olmasını anlatıyor. Ayşin'in Penceresi, kaybetmenin, sabretmenin ve tevekkülün iç içe geçtiği; insanın en karanlık anlarında bile Rabbine tutunmasının nasıl bir umut yeşertebildiğini anlatan, yüreğe dokunan bir roman… Sözle değil sessizlikle konuşan bir hikâye. Ayşin’in Penceresi; beklemenin, kabullenişin ve inancın romanı.
Bir savaş kaybedilmişti. Düşman Anadolu'yu işgal etmeye başlamıştı. Fakat ummadıkları bir şey vardı: Vazgeçmeyen bir millet…
Balıkesir'de ise bir avuç köylü, düşmana karşı sıra dışı bir plan hazırladı. Tülütabaklar olarak anılan bu cesur insanlar, korkutucu görünümleri ve zekâlarıyla düşmana karşı koymaya çalıştı. Peki, silahlı askerler gerçekten korkutulabilir miydi?
Kurtuluş Savaşı'nda yaşanmış gerçek bir olaydan esinlenen bu hikâye, cesaretin ve zekânın bazen en güçlü silahtan bile etkili olabileceğini anlatıyor.
Gece oldu yine; yüreğimin pusundan olsa gerek göremiyorum önümü.
Dijitalleşmenin farklı yüzlerini farklı disiplinlerin gözünden inceleyen bu derleme, altı bağımsız çalışmayı bir çatı altında buluşturmaktadır. Tüketim alışkanlıklarının dijital dönüşümü ve bunun toplumsal yansımaları ilk olarak ele alınmakta; ardından uzaktan çalışmanın hukuki ve sosyal boyutları, mekândan kopan emeğin yarattığı yeni gerilimler üzerinden tartışılmaktadır. Yapay zekâ ve otomasyon ekseninde katılım bankacılığının müşteri deneyimine nasıl şekillendiği incelenmekte; coğrafi sınırları aşarak çalışan dijital göçebelerin küresel etkileri ile karşılaştıkları hukuki güçlükler de bu çerçevede değerlendirilmektedir. Dijital çağda finansal okuryazarlığın yeniden tanımlanması ve beraberinde gelen yeni nesil riskler ayrıca ele alınan başlıklar arasındadır. Son bölümde ise engelli bireylerin dijital iletişim süreçlerine erişim hakkı mercek altına alınarak kitabın genel çerçevesi tamamlanmaktadır.
Aşçı İbrahim Dede’nin 19. yy. sonlarında kaleme almaya başladığı hatırat ve seyahatname türündeki eseri, bir dervişin hatıraları olmaktan ziyade O dönem Osmanlı toplum hayatını
çok yönleriyle etraflıca anlatmaktadır. İstanbul’daki tasavvufi hayat ile Erzurum, Erzincan, Şam, Hicaz, Bağdat, Edirne’ye kadar Osmanlı coğrafyasındaki özellikle askeri hayatı cazip bir üslupla gözler önüne sermektedir.
Bu hatıraları birkaç yıl evvel okumuş çok zevk almıştım. Zaten ruhaniyetli kitaplar kendini okutuyor. 2025 yılı ikinci yarısında, bu kitaptan biz de seçmeler yapsak, hem lisan zevki
hem maneviyat meylinin kuvvetlenmesine vesile olabilir, diye düşündük. Bu sebeple eserin ilk 2 cildini yeniden anlamaya çalışarak okuduk. Hakikaten peşin hüküm, fikri sabit sahibi
olmayanlara ecdadın zengin dilini zevk ettirir, inşirah ve intibaha vesile olur diye bu çalışmayı yaptık. Sivil asker azizanın himmetlerini ümid ve temenni ederiz.
« Miri Malı Çarşısı » ile başladığımız zat-ı muhteremin, nevi şahsına münhasır “müfid ve muhtasar eserlerden” nakiller yapmaya devam ediyoruz. İnsanlara, hadiselere bir kitap nazariyle bakabilmek, anlam verebilmek, hayatı anlamlandırabilmek ve büyüklerin sözlerinin ardındaki derinliği keşfederek zevkiyâb, şifayâb olalım istedik. Çalışma gayreti, yaşayan eserleri, yetiştirdiği talebeleriyle tanınan hezarfen zevatların eserlerini okumaya anlamaya çalıştık. Güzel yaşamış, güzel hatıralar kelamlar bırakmış mübarek insanların eserlerinden istifade etmek herkese nasip olmuyor. Bizim ecdadımız “sözü mevzun düşürmeye” ahenkli ve manalı söz söylemeye dikkat etmiş. Tarihimizde nazım-nesir eser vücuda getirmede kadın-erkek adeta yarış halindedir. İlmi çalışmalar çoğaldıkça bunlar kül-toprak altından çıkacaktır. Okuyanların dinleyenlerin hatırları hoş, gönülleri şad u handan olması ümid ve temennisiyle.
525 adet ürün bulunmuştur.