Kalmadı artık
Yüreğime yakışmayan
Eğreti elbiselerim
Ama bilirim
Kül, kanat ve deniz…
Peşimi sürer gizli gizli
Yetişir şifaya sevdiklerim
Zamanı, ânı onarır bütün bildiklerim
Bu çalışmada ki temel amaç çalışma mevzuatının farklı yönleri ve onların çalışma hayatına etkilerini incelemektir. Kitap temel bir konu üzerine inşa edilmemiştir. İş hukukuna yönelik serbest farklı alanlarda ki çalışmalar bir araya getirilerek düzenlenmiştir. İlk bölümde temel olarak Türk İş Hukuku alanında son yıllarda yaşanan gelişmeler genel olarak değerlendirilmiştir. Bu kapsamda bireysel iş hukuku, toplu iş hukuku, iş sağlığı ve güvenliği ile iş kazalarına yönelik gelişmelere yer verilmiştir. Bu sayede Türk İş hukukunda son yıllarda yaşanan yeni gelişmeler hakkında bilgi verilmiştir. İkinci bölümde Dünya Bankası tarafından geliştirilen İş Yapma Kolaylığı Endeksinin ana teması olan İstihdam Katılığı Endeksinin kriterleri olan çalışma saatleri, işe alım ve işten çıkartmaya ilişkin değişkenleri mevcut 4857 sayılı İş Kanunun esneklik düzeyi incelenmiştir. Ve bu konuyla ilgili uluslararası kıyaslama yapılmıştır. Üçüncü bölümde çalışma hayatında önemli bir yere sahip olan eşitlik kavramı ve onun çalışma hayatı içerisindeki yeri incelenmiştir. Özellikle işçi, işveren ilişkilerinde eşitlilik kavramı ve eşit davranma borcuna yönelik önemli anlamlar yüklenilmiştir. Bundan hareketle bölümde temel hareket noktası olarak eşitlik kavramının ulusal ve uluslararası düzeyde
temel dayanakları ve bunların yüklediği yükümlülüklere yer verilmiştir. Dördüncü bölümde ise çalışma süreleri işçi işveren ilişkilerinin ortaya çıkmasına neden olan sanayi devriminin temellerinin atıldığı İngiltere üzerinden incelenmiştir. Sanayi devriminin ilk yıllarından günümüze kadar çalışma sürelerinde meydana gelen değişim ve günümüz uygulamasına bölümde yer verilmiştir. Beşinci bölümde iş hukuku uygulamasında teori ile pratik uygulamanın pratiğinin nasıl gerçekleştiği üzerinde durulmuştur. Bu bölümde bu mahalli idareler üzerinden teorinin güncel uygulamalara nasıl dönüştüğü incelenmiştir. Yapıları nedeniyle mahalli idareler tarafından iş kanunlarının belirli normlarının uygulamada yorum farkı nedeniyle farklı uygulamalar yapılabildiği ve bunları tek bir uygulamaya dönüşmemesinin arkasındaki faktörler incelenmiştir. Bu ilk çalışmanın devamı şeklinde planlanan diğer kitap çalışmaları ile çalışma hayatında iş hukuku alanında yaşanan yenilikler ve beklentilerin yansıtılması amaçlanmaktadır.
Dijitalleşme ve onun çalışma hayatında meydana getirdiği değişikliklerin etkileri ülkemizde de tartışılır hale gelmiştir. Bu kitapta da dijital çalışma olgusu ve onun çalışma hayatına yansımaları farklı yönleriyle değerlendirilmiştir. İlk bölümde dijital yoksunluğun çalışma hayatında meydana getirdiği eşitsizlikler ve bu eşitsizliklerin Türk çalışma hayatına etkileri ele alınmıştır. İkinci bölümde dijitalleşme ile meydana gelen klasik iş mekânlarında ortaya çıkan değişmelerin etkileri ele alınmıştır. Dijital çalışma ile klasik işyeri algısının dışında yeni mekânsal ortamlara dönüşümün tüm etkileri de incelenmiştir. Üçüncü bölümde İnsan Kaynakları Analitiği açısından son 15 yıla ait yayınlar ve en çok atıf alanlarını da kapsayan yayınlar içerik analizi ile incelenerek bu alanda meydana gelen yeni gelişmeler ve trendeler değerlendirilmiştir. Dördüncü bölümde dijital emek platformları literatüründe yer alan çalışmaların bibliyometrik haritalandırılması yapılmıştır. Bu sayede platform çalışma literatüründe yer alan boşlukların tespit edilerek, ona uygun çalışma ilişkilerinin düzenlenebilmesi için önerilere yer verilmiştir.
Beşinci bölümde dijital emek platformlarında oluşan çalışma koşulları ve bu koşullarda çalışanların yeni deneyimleri ile dijital emek platformlarında oluşan çalışma hayatına yönelik riskler detaylı olarak analiz edilmiştir. Son bölümde ise Yapay Zeka teknolojilerinin işgücü piyasasını nasıl etkilediği incelenmiştir. Özellikle yapay zekanın piyasalarda oluşan ücretler, işsizlik üzerine etkileri değerlendirilmiştir.
Gerek amatör gerek profesyonel mobil uygulama geliştiricileri için tasarımın bu denli belirleyici bir rol üstlendiği günümüzde, işi haberi en hızlı, en doğru ve en güvenilir biçimiyle okuyucularına ulaştırmak olan basın-yayın sektörünün temel taşı gazetelerin, geleneksel yayım yöntemleri olan basılı baskının yanı sıra geliştirdikleri mobil uygulamalarla da tirajlarını artırmaya çalışmaları son derece doğal bir gelişimdir. Bu hamlenin temel hedefi olan okuyucuya rakip gazetelerden önce ulaşabilmek için, söz konusu mobil uygulamaların okuyucu tarafından benimsenmesi
büyük önem taşımaktadır. Bu benimseme süreci; yazının boyutu, rengi, türü, satır uzunlukları ve satır arası boşluklar gibi okumayı doğrudan etkileyen tipografik unsurların doğru biçimde tasarlanmasıyla mümkün olabilmektedir.
Her ne kadar sıradan okuyucular söz konusu tipografik unsurları teknik isimleriyle tanımasalar da harf aralıkları sıkışık ya da satır boşlukları dar biçimde düzenlenmiş bir metni okumaktan kaçınacakları tahmin etmek güç değildir. Okuyucu deneyimini doğrudan etkileyen bu tasarım kararları, çalışmanın odağını oluşturmakta; okunurluk ve okunabilirliği akademik bir perspektiften ele alarak alana katkı sunmayı hedeflemektedir.
“Aaa! Bu olmaz.” diyor.
“Neden olmaz?”
“Annenizin kimlik kartında doğum tarihi yanlış yazılmış. Lefkoşa’ya gidip bunu düzeltmeniz gerekiyor.
“Nasıl yani?”
“Bakın, doğum tarihi var, ama ay ve gün yok.”
“Ne olacak canım? Tarih var ya”
“Olmaz. Düzeltip getirmeniz gerekiyor.”
“Nereye gideceğim.?
“İçişleri Bakanlığına gitmeniz gerekecek. Nüfus Kayıt Dairesine gidip doğum tarihini düzeltmeniz gerekiyor.”
“Canım tarih belli işte. Ay ve gün olsa ne olur, olmasa ne olur?”
“Olmaz”
“Neden olmaz?”
“Prosedür öyle.”
Govorim bosanski 1 – Boşnakça konuşuyorum 1 adlı ders kitabı, Boşnakçanın ikinci / yabancı dil olarak öğretilmesi konusunda kullanılabilecek bir kaynaktır. Boşnakça temellerini öğrenmek, Bosna Hersek'in kültürünü ve geleneklerini tanımak ayrıca Boşnakçanın resmî ya da azınlık dili olarak kullanıldığı ülkelerde bu dili kullananlarla iletişim kurmak isteyenler için hazırlanmıştır. Bu ders kitabı, Avrupa Dil Referans Çerçevesi'ne uygun olarak yabancı dil öğrenimine yönelik hazırlanmıştır ve A1 ve A2 beceri düzeylerinin kazanılması için gerekli olan dinleme, anlama, yazma ve konuşma becerisini kapsamaktadır. Bu ders kitabı, Türkçe ve Boşnakça iki dilli olması sebebiyle hem anadili / ilk dili Türkçe olan Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları için hem de Türkçenin anadili olarak kullanıldığı diğer coğrafyalara yönelik hazırırlanmıştır.
Dünya her an her dakika yine alışılageldik şeyler yapıyor. Saatlerdir bahçedeki çınarın üzerinden seslenen cırcır böceği dışında bir şey duymayan Said, ani bir sıçramayla avuçlarına konan çekirgeyi yakalıyor. Buhurumeryem, hanımeli, yasemin, limon, akasya kokuları dükkândaki zerrelerle bile gönül bağı kuruyor.
Getirdiği haleleri ve kokusunu yadigâr bırakarak ayrılıyor taş sokaklardan saraylı misafir. İçerideki hava bile onu selamlıyor, onu uğurluyor. Dört tarafı amber kokuları sarıyor.
Duyularla inşa edilen hafıza şehrinde, en itibarlı yere sahip olan nedir? Yolda giderken, bir gülümseme bulur insan ansızın yüzünde. Bazen hızlı adımlarla uzaklaşan birinin peşinden düşer gider bakışlar. Bazense birinin kokusunu bileğine sıkıp uyumaya çalışır ağlamaklı gecelerde. Kimi zaman gözlerini kapadığında içindeki ılıklık gibi bir anda, bir zamanda, o günde.
Coğrafya kader ise; birbirinden farklı iki ülkede bu kaderi yaşamak nasıl bir tecrübe acaba, diyenlere aradığı cevapları bulabilecekleri bir esere sahip olmak ayrıcalık olsa gerek.
"Yabancı Diyarın Yerli Hikayesi", yalnızca Almanya ve Türkiye arasındaki farklar, benzerlikler ya da kültürel temas noktalarını değil, aynı zamanda göç, uyum, kimlik ve insan olmanın taşlarıyla örülmüş ortak kaderin bu iki coğrafyadaki eşsiz yansımasıdır.
Almanya'da yeni bir yaşam kurmaya çalışan soydaşlarımıza ve Avrupa'da yaşamanın nasıl olduğunu merak edenlere güzel bir rehber.
“İş’te Sakarya” kitap çalışması, çok boyutlu girişimcilik yaklaşımını
Sakarya ilinde yaşanmış örnekler üzerinden yönetim, yerel kalkınma,
finans, vergi ve sürdürülebilirlik açısından ele almayı amaçlamaktadır.
Çalışmada, Sakarya’nın ekonomik yapısında belirleyici rol üstlenen ve
farklı sektörlerde faaliyet gösteren 18 işletmenin kuruluş süreci, gelişim
aşamaları, karşılaştıkları zorluklar ve bu zorluklara karşı geliştirdikleri
stratejiler ayrıntılı bir biçimde incelenmiştir. Her bir yaşam hikâyesi,
girişimciliğin teorik çerçevesini pratiğe dönüştüren özgün deneyimler
sunmakta; aynı zamanda yerel potansiyelin doğru yönetildiğinde nasıl
küresel bir rekabet avantajına dönüşebileceğini ortaya koymaktadır.
Çalışmanın temel çıkış noktası, akıllı şehir yazınında merkezi bir analitik çerçeve sunan dörtlü sarmal
model doğrultusunda kentsel paydaşların görüş ve beklentilerinin sistematik ve bilimsel yöntemlerle
derlenmesidir. Üniversiteler, kamu kurumları, özel sektör temsilcileri ve sivil toplum kuruluşlarını
kapsayan bu çok aktörlü yapı içinde proje, etkin yönetişim yaklaşımını referans alarak yürütülmüştür.
Bu çerçevede geliştirilen model; kentsel yaşamın çok boyutlu yapısın
ı bütüncül biçimde ele alan,
sosyal politika perspektifiyle beslenen ve yaşam kalitesinin toplumsal kesimler arasında daha dengeli
biçimde dağıtılmasını hedefleyen bir yaklaşım sunmaktadır. Böylelikle, akıllı şehirler literatüründe
henüz kuramsal ve uygula malı açıdan olgunlaşma sürecinde olan bir alana kavramsal ve yöntemsel
katkı sağlanması amaçlanmıştır.
80’lerin sonunda fakültede tanıştığım örgütsel davranış, yönetim bilimleri , otuz yılı aşkın bir süredir hem çalışma hem ilgi alanım oldu.
Önce dergiler, gazetelerin insan kaynakları ekleri, tv de ve radyoda tek tük söyleşi, sonra lisansta dersler, yüksek lisans ve doktorada , kongre ve seminerler, bilimsel kitap ve makaleler derken pandemiden itibaren dijital medyada yüzlerce bilimsel çalışma okudum ve dinledim. Bu kitap Sakarya Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Çalışma Ekonomisi ve Endüstri İlişkileri Anabilim Dalı’nda tamamladığım “Kamu ve Özel Hastanelerin Örgüt Kültürlerinin Karşılaştırılması ( Sakarya Örneği )” başlıklı yüksek lisans tez çalışmamdan türetilmiştir. Çalışma yıllar sonra sadeleştirilerek ve güncellenerek örgüt kültürü temel teorileri ışığında kitaba dönüştü. 2000’lerin başında yüksek lisans çalışmalarımda ve tezimde katkıları bulunan tez danışmanım Prof. Dr. Adem Uğur’a, tez izleme/jüri üyelerine ve akademik süreç boyunca desteğini esirgemeyen akademisyen dostlarıma teşekkür ederim. Ayrıca, her yayınımda olduğu gibi bu kitabın okurlarla buluşmasındaki değerli katkısı için Değişim Yayınevi’ne teşekkür ederim .
Bu kitabın kurum kültürü konusunda çalışma yapan araştırmacı ve meslektaşlarıma ilham vermesini diler, yöneticilerin de adil, şeffaf, liyakate ,sevgi ve saygıya dayalı, yıllarca aktarılır nitelikte örnek bir örgüt kültürü yaratmalarını temenni ederim.
Bugün en son bilgileri yapay zekadan alıp saniyeler içinde sunum , dakikalar içinde kitap yazılan bir dünyadan ama kitapların ve titizlikle taranmış makalelerin arasından kendi cümlelelerimle iyi okumalar diliyorum.
Dijital teknolojiler, iletişim biçimlerimizi dönüştürürken bireylerin kendilerini ifade etme yollarından kamusal alanın işleyişine, medya üretiminden etik tartışmalara kadar pek çok alanı yeniden şekillendirmektedir. “Dijital İletişim Kültürü: Teknoloji, Toplum ve Medya”, dijitalleşmeyi yalnızca teknik bir dönüşüm olarak değil, aynı zamanda toplumsal ve kültürel bir süreç olarak ele alan derleme bir çalışmadır.
Kitap; dijital medyanın kimlik inşası, kamusallık, emek, gözetim ve medya okuryazarlığı gibi temel alanlar üzerindeki etkilerini eleştirel bir perspektifle tartışmaktadır. Dijital çağda iletişimin nasıl üretildiğini, dönüştüğünü ve toplumsal yaşamı nasıl yeniden yapılandırdığını anlamak isteyen okurlar için kapsamlı, anlaşılır ve güncel bir kaynak sunmayı amaçlamaktadır.
Prof. Dr. Nilgün SARIKAYA
Prof. Dr. Remzi ALTUNIŞIK
Doç. Dr. Metin SAYGILI
Doç. Dr. Semih OKUTAN
Dr. Öğr.Üy. Ayşegül KARATAŞ
Dr. Öğr.Üy. Hacı Halil BAŞER
Dr. Öğr. Üy. Hande GÜNEŞ
Dr. Öğr. Üy. Seyda Fatih HARMANDAROĞLU
Dr. Öğr.Üy. Tolga YALÇINTEKİN
Arş. Görv. Dr. Volkan GÖKTAŞ
Araş. Görv. Ediz TUTSAL
Yazarlar: Gizem Kandemir Altunel, Öznur Çetinkaya, Sibel Oğuz, Yağmur Özer, Zafer Buzcu, Ezgi Erşahin, Merve Aycan,
Şimal Şahinoğlu Yayla, Oğuz Taşpınar, Yasin Soylu
Bu çalışma ile özel eğitim öğretmenlerinin meslekleri ve matematik öğretimlerine yönelik rol ve sorumlulukları doğrultusunda özyeterlilik algılarını ölçecek birer ölçme aracının geliştirilmesi ve bu ölçeklerle öğretmenlerin özyeterlilik düzeylerinin belirlenmesi hedeflenmektedir.
Özyeterlilik, verilen eğitim ve sağlanan desteklerle arttırılabilir bir özellik olduğundan (Al-Darmaki, 2004; Daniels ve Larson, 2001; Goetz, Hunt ve Soto, 2002; Urbani, Smith, Maddux, Smaby, Torres-Rivera ve Crews, 2002) çalışma bulguları doğrultusunda özel eğitim öğretmenlerinin mesleklerine ve matematik
öğretimlerine ilişkin özyeterlilik algılarını olumlu yönde arttırma konusundaki gereksinimlerin belirlenebilmesi olasıdır.
Çalışma beş bölüm şeklinde tasarlanmıştır. Birinci bölümde çalışmanın konusu ve problem durumu ele alınmıştır. Bu doğrultuda matematik öğretim özyeterliliği özel eğitim kapsamında vurgulanarak odaklanılan çalışma alanı sunulmuştur. Daha sonra çalışmanın amacı ve önemi üzerinde durularak yapılma gerekçeleri belirtilmiş ve çalışmanın ana çerçevesi açıklanmıştır.
İnsanlık tarihinin en büyük buluşlarından olan ateş; insana beslenme, ısınma ve korunma gibi ihtiyaçlarını karşılayabilmesi için büyük kolaylık sağlarken, büyük felaketleri de peşinden getirmiştir. Ateşi kontrol edebileceğinin farkında olan tek canlı olan insanın, ateşi kontrol edemediğinde yaşayacağı büyük felaketleri öğrenmesi çok da uzun sürmemiştir. Tarih boyunca çıkan yangınlar hem büyük can ve mal kayıpları yaşatmış hem de yerleşim yerlerinin sosyal ve kültürel yapısını değiştirmiştir.
6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu’nun yürürlüğe girme¬siyle birlikte, iş sağlığı ve güvenliği (İSG) faaliyetleri kapsamın¬da, istisnai kurum ve kuruluşlar hariç tüm iş yerleri acil durum ve afetle ilgili olarak gerekli faaliyetleri yapmakla yükümlü tutulmuştur. Bu yükümlülüklerden bir tanesi de acil durum eylem planı hazırlamaktır. Acil durum eylem planları, afetle mücadelede hazırlık evresinin en temel yapı taşlarından biri¬dir. Dolayısıyla bu müdahale planlarının bilinmesi ve öneminin anlaşılması hayati önem taşımaktadır. Yangından önce, yangın sırasında ve yangın sonrasında yapılacakların bilinmesi de acil durum eylem planının önemini bir kez daha ortaya koymaktadır.
Yangın; süresi, mekânı ve nasıl gerçekleşeceği belli olmayan bir tehlike olarak karşımıza çıkmaktadır. Teknolojinin gelişmesine paralel olarak değişen yapılar ve kullanıcı sayısında yaşanan artış yangın gerçekleşme olasılığını artırmaktadır.
“Dijital çağın iş dünyasında oyunun kurallarını değiştiren gücün nedir?”
Yanıt, hiç kuşkusuz: E-ticaret.
E-ticaret, basit bir dijital ticaret biçimi olmaktan çok daha fazlasıdır. Veri analitiği, müşteri deneyimi, inovasyon ve yeni iş modelleriyle yeniden kurgulanmış bir ekosistemdir. Bu dönüşüm hem küresel ekonomiyi hem de bireylerin tüketim alışkanlıklarını kökten değiştirmektedir.
“E-Ticaretin Evrimi ve Yeni İş Modelleri”, e-ticaretin tarihsel gelişiminden günümüz dinamiklerine, geleceğin iş modellerine kadar geniş bir yelpazeyi ele almaktadır. Yüksek lisans öğrencilerinin gayretleriyle şekillenen bu çalışma, akademik titizliği genç araştırmacıların dinamizmiyle buluşturan özgün bir eserdir.
Akademisyenler, öğrenciler, iş dünyası profesyonelleri ve girişimciler için güvenilir bir başvuru kaynağı olmayı hedefleyen bu kitap, e-ticaretin evrimini anlamak ve geleceğe dair ufuk açıcı perspektifler geliştirmek isteyen herkese rehberlik edecektir.
Bu kitap, bir hastalık sürecinin ötesinde; sabrın, inancın ve şükrün içten bir hikayesidir. Bir gün hiç beklemediğiniz bir haber gelir ve hayatınız altüst olur. Fakat bazen, o yıkımın içinden bambaşka bir güç doğar.
İşte bu hikaye, böyle bir yolculuğu anlatıyor. Bu kitap, yalnızca kanserle verilen bir mücadelenin değil; duanın, teslimiyetin ve ilahi takdirin izini süren bir yolculuğun hikayesidir.
Her ayetle biraz daha güçlenen her sabırla biraz daha derinleşen bir iç yolculuk… Zorlukla gelen kolaylığı, acının içindeki rahmeti ve şükrün dönüştürücü gücünü hatırlatan gerçek bir hayat hikayesi.
“Şifa sadece bedende değil ruhta başlar.”
İbn Arabi hakkında çoğunlukla yabancı kökenli kesimlerin yazmış olduğu eserler olmakla beraber, bu kitaplarda genellikle İslam dininin inanç, ibadet, hukuk ve ahlaki bütünlük göz ardı edilerek sadece ahlaki boyutu olan ve fikirleri için ise genellikle vahdet-i vücut düşüncesi gündeme getirilen ve olağanüstü bazı meziyetler atfedilen bir şahsiyet olarak tasvir edilmiştir. Akademi camiasında ise genellikle fikirleri üzerinde yoğunlaşılmasından dolayı halka ve gençlere hitap eden bir tarafı bulunmamaktadır. Bazı yazarların yazdıkları kitaplarda yabancı yazarlardan ve fikirlerden etkilendikleri görülmüş ve sahih olmayan bazı görüşlerin ona isnad edildiği anlaşılmıştır. Bu kitabın gençlere, halka ve İbn Arabi’yi tanımak isteyen akademik camiaya da hitap eden bir tarafı olmasından dolayı revaç göreceğini zannediyorum.
Milletimiz kitap ve sünnetin feyziyle güzel söz söylemeye itina etmiştir. Manzum kelâm için, “darası alınmış söz” denilir.
Derviş Yunus’dan, Mevlânâ’dan bu yana daha çok yazılı kaynak olduğundan Türkçe yazılmış, söylenmiş pek çok nutk-u şerif,
mesnevi, gazel, kaside olduğunu görüyoruz.
Bunların toplandığı eserlere Divan, hacmi daha küçük olanlara Divançe denilmektedir. Güzel ahlak kazanma meşrebi (ekolü) olan tasavvufi eğitim mekanlarında bunlar okutularak meraklıların ilmü irfanı ve idraki zenginleştirilmektedir. Hz. Fuzuli “Aşk imiş her ne var âlemde”, Yunus “Gel gör beni aşk neyledi” diyor. Bu mefhumlar divanı ilahiyat ve menakıp kitaplarında âşıkâne sadıkâne anlatılageliyor.
Günümüzde gençlerin lisan fakirliği, dijital meşguliyet galebesi gibi sebeplerle kalın kitaplara meyli az oluyor. Onun için biz de bir seçme yapalım. Şiir altlarına lügat de koyalım. Belki bir talep uyandırırız, insanlar anlayıp zevk aldığı kelâmları takip edebilir diye düşündük.
Talep uyandırması ve insanların anlayıp zevk aldığı kelâmları takip etmesi temennisiyle...
Zor zamanlar, gerçek kimliğimizi bulmamız için bir fırsata dönüşebilir.
“Hayat, bazen sevdiklerimizi kaybetmenin acısını bazen de hayalini kurduğumuz geleceğin umudunu taşır.
“… Kahverengi, ahşap pencere pervazına dayadığım kolum kendi ağırlığından yorulmus, gözlerim derinlere dalmıştı. “Kalbim geçmişin hamallığından bıktım” derken kendimden habersiz ruh gibi kesik kesik aldığım nefeslerle camda buğular oluşturuyordum.“
Küçük dostum, bu kitapta belki kendinden bir parça bulacaksın belki yepyeni bir dünyanın kapılarını aralayacaksın. Ama en önemlisi; senin de bir hikâyen olduğunu fark edeceksin.
Hazırsan, gel birlikte sayfaları çevirelim…
Çünkü en güzel yolculuklar, bir “ilk cümleyle” başlar!
Sevgili anne ve babalar, mutfak çocukların 5 temel duyunun aktif hâle gelerek geliştiği en önemli yerdir. Erken çocukluk döneminde hikâye okuyarak dil gelişimine, sosyal duygusal gelişimine destek olurken mutfakta ekmek yaparak da psikomotor gelişimine destek olabilirsiniz.
Siz kabaran kabına sığmayan maya gördünüz mü?
Tüm mutfakseverleri bu keyifli yolculuğa bekliyorum.
484 adet ürün bulunmuştur.