İÇİNDEKİLER
Kare Parçalı Hayat
Noter Tasdikli Yalnızlık
Kırlangıç İncinince
Karnı AÇ Sİmitçi
Baht-i Ar
Fırça Bıyıksız İstanbul
İzler
Kesik Parmaklı Tamburi
Beyaz Sesler
Mum Yanığı
Uyguya Yenik DÜşler
Rugan
Ürüne ait yorum bulunmamaktadır.
Eve dönüşler hep hüzünlüdür bugünden bakınca. Bisiklet süren, misket oynayan, burunları eskimiş ayakkabılarıyla maç yapan çocukların neşesi geçmişte kalmıştır. Yıllar geçer ve anımsarız. Bir zamanlar çocuk olduğumuzu….
Taşra ile metropol arasında sıkışmış bir kent. O kentte büyüyen; birkaç fabrika bacası, tozlu sokaklar ve hırçın arkadaşlarıyla muhayyilesi şekillenmiş bizler neden daima güzel hatırlarız eskiyi? Fedakâr babalar, adanmış anneler, ebedî dostlar bugün de yok mu? Bugün de binmiyor mu babalar bisikletlerine işten eve gelirken? Taze pişmiş mis gibi ev poğaçasının kokusu yine gelmiyor mu burnumuza akşamüstleri? Ortancalar hâlâ yok mu tek tük de olsa bahçelerde? Nedir yanılgıya iten zihnimizi? Yoksa o eski biz değil miyiz?
Bir küçük Türkiye özeti olan Adapazarı’nın geçmişi yazarın anılarıyla kol kola girerek tatlı öykülere dönüşmüş Akşam Pazarı’nda. En çok da hatıralardan beslenmez mi öykü dediğimiz zaten? Galip Çağ, anlatımındaki samimiyet ve o gençlik enerjisini asla yitirmediği tecrübesiyle bizi kendimizle yüzleştiriyor. Kendimizle ve kentimizle…
“Aaa! Bu olmaz.” diyor.
“Neden olmaz?”
“Annenizin kimlik kartında doğum tarihi yanlış yazılmış. Lefkoşa’ya gidip bunu düzeltmeniz gerekiyor.
“Nasıl yani?”
“Bakın, doğum tarihi var, ama ay ve gün yok.”
“Ne olacak canım? Tarih var ya”
“Olmaz. Düzeltip getirmeniz gerekiyor.”
“Nereye gideceğim.?
“İçişleri Bakanlığına gitmeniz gerekecek. Nüfus Kayıt Dairesine gidip doğum tarihini düzeltmeniz gerekiyor.”
“Canım tarih belli işte. Ay ve gün olsa ne olur, olmasa ne olur?”
“Olmaz”
“Neden olmaz?”
“Prosedür öyle.”
Dünya her an her dakika yine alışılageldik şeyler yapıyor. Saatlerdir bahçedeki çınarın üzerinden seslenen cırcır böceği dışında bir şey duymayan Said, ani bir sıçramayla avuçlarına konan çekirgeyi yakalıyor. Buhurumeryem, hanımeli, yasemin, limon, akasya kokuları dükkândaki zerrelerle bile gönül bağı kuruyor.
Getirdiği haleleri ve kokusunu yadigâr bırakarak ayrılıyor taş sokaklardan saraylı misafir. İçerideki hava bile onu selamlıyor, onu uğurluyor. Dört tarafı amber kokuları sarıyor.
Duyularla inşa edilen hafıza şehrinde, en itibarlı yere sahip olan nedir? Yolda giderken, bir gülümseme bulur insan ansızın yüzünde. Bazen hızlı adımlarla uzaklaşan birinin peşinden düşer gider bakışlar. Bazense birinin kokusunu bileğine sıkıp uyumaya çalışır ağlamaklı gecelerde. Kimi zaman gözlerini kapadığında içindeki ılıklık gibi bir anda, bir zamanda, o günde.