Nef'î'nin o harikulâde beyitinin bir mısraı şöyledir: Âşinâya âşinâ bîgâneye bîgâneyiz. Belki de hayatın yegâne anlamı saklıdır bu mısrada.
Bu anlamın peşindeki Fahri Tuna, âşinâ'larını kaleme aldığı Yaşa'yan Portreler ile çıkıyor bu defa okurun karşısına. Tuna, sadece eserine değil, bizzat kendisine de âşinâ olduğu isimleri taşıyor sayfalarına. Kısa, veciz, espirili ve incelikli bir dille, deyiş yerindeyse birkaç fırça darbesiyle resmediyor kültür dünyamızın renkli isimlerini. Hayatın en sahih anlamının dostluk olduğunu imâ ederek.
Yaşa'yan Portreler, dünyayı muhabbetin kurtaracağını müjdeleyen bir kitap. Samimi, akıcı, lirik... Gündelik hayatın tekdüzeliğinden bir an olsun çekip çıkarıyor okuru ve edebiyatın, sanatın ve düşüncenin bereketli iklimlerine davet ediyor.
Neşeli bir kitap Yaşa'yan Portreler. Umutlu, incelikli, vefalı... Tuna, yazarak giriyor hem kelimelerin hem âşinâların hem de okurun kalbine.
Deyiş yerindeyse zâtına hoşça bakmak için birer ayna kitaptaki isimler yazar için. Çünkü o merdüm'i dîde-i ekvân olan âdemi yazıyor; Allah'ın yeryüzündeki o en güzel halifesini...
Ürüne ait yorum bulunmamaktadır.
Görünce seven, sevince yazan Fahri Tuna, M. Selahaddin Şimşek’in güzel gönlünden gelen ısrarlı dileğe uyarak başladığı “portre” yazılarından oluşan kitap zincirine iyilik dolu yeni bir halka ekliyor: “Gördüm Sevdim Yazdım.” Bu kez, Mehmet Şeker dostumuzun da hamurunda tuzu var. Tuz diyorum ama şekerden daha tatlı.
Tuna, modern Türk edebiyatının çorak bir alanını gönlünün pınarıyla sürekli sulayıp duruyor. Portre yazıları denince artık akla ilk onun adı geliyor. Anlatırken nakış gibi dokuyor. Bilgi ve belge dağarcığımıza yenilerini ekliyor. Böylece hem bir dil şöleni çıkıyor karşımıza hem de yakın kültürel/toplumsal tarihimizin, tarihdaş coğrafyamızın en zengin sofrası seriliyor.
Sadık Yalsızuçanlar