Kültürün eşyaya yansıyan şekli olarak ifade edebilen ekonomi,günümüzde toplumların neredeyse tek değer ölçüsü ve birimi olarak kabul edilecek noktaya gelmiş durumdadır.Hayata büyük ölçüde ekonomi penceresinden bakmaya alışmış olan bugünün insanı,her şeyin fiyatını iyi bildiği halde değerini düşünmekten uzaktır.
Ürüne ait yorum bulunmamaktadır.
Dijitalleşme ve onun çalışma hayatında meydana getirdiği değişikliklerin etkileri ülkemizde de tartışılır hale gelmiştir. Bu kitapta da dijital çalışma olgusu ve onun çalışma hayatına yansımaları farklı yönleriyle değerlendirilmiştir. İlk bölümde dijital yoksunluğun çalışma hayatında meydana getirdiği eşitsizlikler ve bu eşitsizliklerin Türk çalışma hayatına etkileri ele alınmıştır. İkinci bölümde dijitalleşme ile meydana gelen klasik iş mekânlarında ortaya çıkan değişmelerin etkileri ele alınmıştır. Dijital çalışma ile klasik işyeri algısının dışında yeni mekânsal ortamlara dönüşümün tüm etkileri de incelenmiştir. Üçüncü bölümde İnsan Kaynakları Analitiği açısından son 15 yıla ait yayınlar ve en çok atıf alanlarını da kapsayan yayınlar içerik analizi ile incelenerek bu alanda meydana gelen yeni gelişmeler ve trendeler değerlendirilmiştir. Dördüncü bölümde dijital emek platformları literatüründe yer alan çalışmaların bibliyometrik haritalandırılması yapılmıştır. Bu sayede platform çalışma literatüründe yer alan boşlukların tespit edilerek, ona uygun çalışma ilişkilerinin düzenlenebilmesi için önerilere yer verilmiştir.
Beşinci bölümde dijital emek platformlarında oluşan çalışma koşulları ve bu koşullarda çalışanların yeni deneyimleri ile dijital emek platformlarında oluşan çalışma hayatına yönelik riskler detaylı olarak analiz edilmiştir. Son bölümde ise Yapay Zeka teknolojilerinin işgücü piyasasını nasıl etkilediği incelenmiştir. Özellikle yapay zekanın piyasalarda oluşan ücretler, işsizlik üzerine etkileri değerlendirilmiştir.
Dosyanın PDF ve E- Kitap formuna sayfanın altında yer alan dosyalar kısmından erişilebilir.
2021 yılı, Yûnus Emre’nin ölümünün 700. yılı dolayısıyla
Cumhurbaşkanlığı tarafından yerinde bir kararla “Yûnus Emre
Yılı” ilan edildi. Hemen akabinde buna, aynı toprağın hamuru
sayılan Hacı Bektâş-ı Velî ve Ahî Evran da dâhil edildi.
Anadolu’da İslâm düşüncesini yoğuran Ahmed Yesevî, Mevlânâ
Celâleddin-i Rûmî, Sultan Veled, Âşık Paşa, Süleyman Çelebi
gibi birçok mutasavvıf ve düşünce adamı bir yana, sadece bu üç
isim bile bin yılın başlarında İslâm düşüncesinin bu topraklarda
ne denli kalıcı bir maya tuttuğunu bize gösterir. Bu maya, aynı
zamanda bin yıldır Anadolu kapısının bize açıldığını gösteren
tapu senedi hükmündedir. Yine tapu senedi hükmünde olan
yerin üstündeki binlerce mimari eser -Allah göstermesin- yok
olsa bile, bu söz ustaları aynı toprağı bir daha mayalayabilir.
İşte sözün büyülü gücü burada kendini göstermektedir.
Yûnus Emre, yedi-sekiz asır öncesinden sözün gücünü en iyi
hissettiren mutasavvıf şairlerin başında gelir. Bunu, elinizdeki
kitapta çok az bir kısmını okuyacağınız şiirlerinde bile görmek
mümkündür. Bu şiirler, Üstad Necip Fazıl’ın ifadesiyle “şiirde
varılmaz derece”dir. Yine Üstadın, duygu ve düşüncelerini
samimi ve yalın bir şekilde ifade eden Yûnus Emre’nin şiirlerini
“maveraî hasret” olarak tanımladığını da belirtmemiz gerekir.
Klasik şiir tarihimiz boyunca İran dilinin bunca etkisi altında
kaldığımız 13-14. yüzyılda; “peygamber”, “namaz”, “oruç” gibi
dinî terminolojinin ana kavramlarını bile Farsçadan aldığımız
bir zamanda, Yûnus Emre’nin o dönem şairleri arasında
Türkçeyi nasıl olup da bu kadar arı duru kullandığının sırrı
hâlâ çözülebilmiş değil. Bugünden geriye dönüp baktığımızda,
Yûnus’un şiirleri, yedi-sekiz asır öncesinin semasında parlak
bir kutup yıldızı gibi durmaktadır.
Yûnus Emre şiirlerinde daha çok dünyanın geçiciliğini, fani
olan bu dünyadaki insanın “hiç”liğini ele alır. Bu “ulu” şair
şiirlerinde genellikle “ölüm” tema’sını işler. Tarihin bu en somut gerçekliğini, İslâmın doğasından sapmadan ve tesavvufun
derinliklerine dalarak ele alır. Dünyada insanın yalnızlığını,
ölümün gerçek ve hayatın yalan olduğunu şu şiirden başka
hangi şiir daha içten yakalayabilmiştir:
Bir garip öldü diyeler,
Üç günden sonra duyalar,
Soğuk su ile yuyalar,
Şöyle garip bencileyin.
Şu dizeler de aynı duygu ve düşüncenin devamı niteliğindedir:
Yunus der ki gör Takdir’in işleri;
Dökülmüştür kirpikleri kaşları,
Başları ucunda hece taşları,
Ne söylerler ne bir haber verirler.
Özet olarak: Yûnus Emre hem inancın şairi, hem de dilimiz
olan Türkçenin büyük bir sanatkârıdır.