Plotinos, 204/5 – 270 yılları arasında yaşamış, Antikçağın üç büyük düşünür ve düşünce okulunun sonuncusu olarak kabul gören bir filozoftur. Platon ve Aristoteles’ten farklı olarak Plotinos’da, daha geç bir yüzyılda yaşamış olmasından ötürü eklektik bir felsefi sistem hakimdir. Onun felsefesinde, kendisinin de sık sık ithafta bulunduğu Platon ve Aristoteles felsefesi ve görece daha geç bir dönem olan Stoa felsefesinden belirgin izler bulmak mümkündür. Kurmuş olduğu ekol, kendisinden sonra Yeni Platonculuk adıyla sürdürülmüş ve Orta Çağ düşüncesi ile Patristik Felsefeye bir tür giriş sunmuştur.
Bu çalışma, Yeni Platonculuk geleneği içerisinde kabul edilen sonraki belli başlı temsilcilerden Iamblichus ve Proklos’u dâhil etmeksizin geleneğin kurucu düşünürü Plotinos üzerine odaklanacaktır. Bundaki amaç Plotinos düşüncesine dair temel-birincil kaynak eksikliğidir. O nedenle mümkün olduğunca, düşünürün Enneadlar eserine bağlı kalarak kimi yerlerde de uzun çevirilere yer ayırarak Plotinos düşüncesine dair bir giriş metni oluşturulmak istenmiştir.
Ürüne ait yorum bulunmamaktadır.
İbn Arabi hakkında çoğunlukla yabancı kökenli kesimlerin yazmış olduğu eserler olmakla beraber, bu kitaplarda genellikle İslam dininin inanç, ibadet, hukuk ve ahlaki bütünlük göz ardı edilerek sadece ahlaki boyutu olan ve fikirleri için ise genellikle vahdet-i vücut düşüncesi gündeme getirilen ve olağanüstü bazı meziyetler atfedilen bir şahsiyet olarak tasvir edilmiştir. Akademi camiasında ise genellikle fikirleri üzerinde yoğunlaşılmasından dolayı halka ve gençlere hitap eden bir tarafı bulunmamaktadır. Bazı yazarların yazdıkları kitaplarda yabancı yazarlardan ve fikirlerden etkilendikleri görülmüş ve sahih olmayan bazı görüşlerin ona isnad edildiği anlaşılmıştır. Bu kitabın gençlere, halka ve İbn Arabi’yi tanımak isteyen akademik camiaya da hitap eden bir tarafı olmasından dolayı revaç göreceğini zannediyorum.
Turizm coğrafyası açısından ülkemizin sahip olduğu potansiyel, turistlerin ihtiyaç duydukları her türlü aktivitelerin
gerçekleştirilmesine cevap verebilecek durumdadır. Mevcut coğrafyanın sunduğu potansiyel değerlendirilerek, ülke
ekonomisinin, dolayısıyla insanımızın hizmetine sunulması; başta hükümetlerin, turizm sektörünün ve turizmle ilgisi olan herkesin görevidir. Dünyanın en hızlı gelişen endüstrilerden biri olan turizm, sağladığı döviz ve istihdam imkanları yanında alt-üst yapı olanaklarını iyileştirilmiş olması ile de ülke kalkınmasında büyük önem arz etmektedir. Son yıllarda Türkiye’de turizm alanında büyük atılımlar gerçekleştirilmiştir.
Sahip olunan tabii ve kültürel mirasın yanı sıra, turizm mevzuatındaki değişikliklerin de bu atılımda önemli katkıları
olduğunu söylemek mümkündür. Diğer ülkelerdeki gibi Türkiye’de de turizmde yaşanan gelişmeler ve devletin turizm yatırımlarını desteklemesi sonucu, coğrafyanın sunduğu imkanların yoğun olarak kullanıldığını görmekteyiz. Turizm yatırımlarının genellikle kırsal alanlarda tabii doku içerisinde yoğunluk kazandığı ve bu alanlarda turizmin gelişme şansının yüksek olduğu gözlenmektedir. Çünkü turizm için deniz, güneş, kum ve yatak kapasitesinin yeterli olmadığı, herkesçe ifade edilmektedir. Bazı araştırmalar göstermektedir ki turistlerin, özellikle doğal yapısı çeşitlilik arz eden ve korunan ülkelerde, tatil, dinlenme, gezme-görme, rekreatif faaliyetlerle bulunmayı giderek daha fazla tercih etmektedirler.