Molla Fenârî (1350-1431) Osmanlı Devleti'nin kuruluş döneminde yetişmiş önemli düşünürlerden biridir. Onun İbn Arabî'nin öğrencisi ve düşünce sisteminin yaygın kabule mazhar olmasında önemli katkısı olan Sadreddîn Konevî'nin Miftâhu'l-Gayb adlı eserine yazdığı Misbâhu'l-Üns adlı şerhi felsefe, kelam ve tasavvuf geleneklerinin, metafizik anlayışlarının benzerlik ve farklılıklarını görmek açısından dikkate değer bir eserdir. Bu çalışma giriş bölümünde Molla Fenârî'nin yetiştiği düşünce dünyasını, hayatı ve eserlerini ve Misbâhu'l-Üns'teki şerh yöntemini ve kaynaklarını kısaca tasvir ettikten sonra, ilk bölümde tasavvuf geleneğinde bir ilimler tasnifi olup olmadığına İbn Arabî-Konevî-Fenârî çizgisinde cevap arıyor, sonra Fenârî'de İlm-i İlâhî'nin konusunu, ilkelerini, meselelerini, ölçütünü, yönetimini ve temel kâidelerini ele alıyor.
İkinci bölümde de Fenârî'nin varlık anlayışını tasvir ediyor. Bu bağlamda önce mutlak varlık olarak Hakk; Hakk'ın birliği; zât, sıfat ve fiil isimlerinin Hakk'a nispeti, ardından da mümkün varlıkların zuhûru ve varlık mertebeleri ele alınıyor. Bu konuları ele alırken özellikle Fenârî'nin bir şârih olarak Konevî'nin metnine ne tür katkılar sağladığına işaret ediyor.
Ürüne ait yorum bulunmamaktadır.
Şirk, sosyal adaletsizlik, ahlâki çöküntü, kadınların değersizleştirilmesi, -fert ya da devlet- zengin ve güçlülerin fakir ve zayıflara haksızlık ve zulümleri, kan davaları, içki, kumar, şans oyunları, tefecilik, faiz, rüşvet, adaletsizlik, zina vb. daha birçok kötülükler tıpkı cahiliye döneminde olduğu gibi ve hatta daha yaygın halde günümüzde yaşanmaya devam ediyor.
Peki, ne oldu da yaklaşık bin beş yüz yıl geçtikten sonra Kur’ân önümüzde duruyor, Peygamber Efendimizin (sav) sünneti biliniyor ve korunuyor olduğu halde cahiliye döneminde olanlar bugün yine zirve yaptı?
21. yüzyılın günümüz insanı, bilgi ve teknolojide doruk noktada olmasına karşın insani değerler açısından barbarlık çağının cahilliğinden nasıl kurtulacak?
Peygamber âşığı Seyfi Çuhadar, Böyle Bir Peygamber Sevilmez mi? Peygamberimizi Sevdim Ben adlı eseriyle, geçmiş ve günümüz âlimlerinin değerli çalışmalarını inceleyip harmanlayarak yılların verdiği birikimle hâlisane ve âcizane duygularla okuyucularına bu soruların cevaplarını sunuyor.
Allah’ı sevmenin ve O’nun sevgisine ulaşmanın yolunun Hz. Peygamber’e (sav) uymaktan geçtiğini önemle hatırlatıyor. Dini doğru anlamak ve yaşamak için Sünnet-i Seniyye’nin bilinmesi ve uygulanmasının zorunluluğunu dile getiriyor. Bireyin inançtan ibadete, ticaretten ahlâka kadar tüm hayatını şekillendiren, sahih din anlayışının iki temel kaynağı, en güvenilir rehberi olan Kur’ân ve Sünnet’in bir bütünlük içerisinde yaşanması gerektiğini açıklıyor.
Yazarın kitap boyunca hissedilen bu yöndeki samimi niyet ve gayretleri okuyucularda da aksiseda bulacaktır.
İbn Arabi hakkında çoğunlukla yabancı kökenli kesimlerin yazmış olduğu eserler olmakla beraber, bu kitaplarda genellikle İslam dininin inanç, ibadet, hukuk ve ahlaki bütünlük göz ardı edilerek sadece ahlaki boyutu olan ve fikirleri için ise genellikle vahdet-i vücut düşüncesi gündeme getirilen ve olağanüstü bazı meziyetler atfedilen bir şahsiyet olarak tasvir edilmiştir. Akademi camiasında ise genellikle fikirleri üzerinde yoğunlaşılmasından dolayı halka ve gençlere hitap eden bir tarafı bulunmamaktadır. Bazı yazarların yazdıkları kitaplarda yabancı yazarlardan ve fikirlerden etkilendikleri görülmüş ve sahih olmayan bazı görüşlerin ona isnad edildiği anlaşılmıştır. Bu kitabın gençlere, halka ve İbn Arabi’yi tanımak isteyen akademik camiaya da hitap eden bir tarafı olmasından dolayı revaç göreceğini zannediyorum.