Ürüne ait yorum bulunmamaktadır.
Adapazarı gülistanı divanelerin mahlası, kurtuluş yeri, sığınağıdır. Güle bakan şehirdir. Gülü çok olduğu gibi gülebakanları da boldur. “Gül bahçesindeki güzel kokuları duymuyorsan, kusuru bahçede değil, gönlünde ve burnunda ara” der Hz. Mevlânâ. Bu güzel kokuları duymak için Tarihi Orhan Cami bahçesi, Uzunçarşı ve civarındaki çarşılar, Çark Caddesi, Yenicami , Katlıpazar ve Tren İstasyonu civarında tabanları uyuşana değin şehirde aylarca dolaşmak hiç zor gelmez insana. Güller ve gülebakanlar. İşte bizim hikâyemiz.
1976 yılında İzmir’de bir okul müsameresinde Fatma Yıldırım’ı (Sezen Aksu’yu) keşfeden Organizatör Hamdi Rahmetli Kamil Sönmez’i de bir Ordu turnesinde; Esmeray’ı bir okul gösterisinde, Edip Akbayram’ı bir Antep turnesinde, Ahmet Özhan’ı Kocaeli Fuarı’nda, Çetin Alp, İskender Doğan ve Osman Yağmurdereli’yi bir Ankara turnesinde keşfeder. Ajda Pekkan’dan Cem Karaca'ya, Barış Manço’dan Neşet Ertaş’a… Başta Adapazarı olmak üzere kaç şehirde konserlere götürdüğü de müzik tarihine kaydedilmiştir.
1960’ların ortalarından 1980’lerin sonlarına, tam yirmi beş yıl süreyle düzenlediği konser veya tiyatro turneleriyle, bütün vatan sathında o ve programları vardır. Zeki adam, pratik adam, çözümcü adam, sempatik adam, sözünün eri adamdır o. İletişim üstadıdır. Mert ve cömert adamdır Hamdi Özarutan. Yemesini, yedirmesini, ikramı seven adamdır. Türkiye’de gitmediği, hizmet vermediği yer olmasa da, ömrünün büyük bölümü İstanbul’da geçse de Hamdi Özarutan Adapazarlıdır, Hendeklidir, Soğuksuludur. O bir Adapazarı, Hendek Soğuksu âşığıdır. Kültüre sanata ömrünü vakfetmiş adamdır o. Bu kitap sadece Hamdi Özarutan'ın kişisel tarihi değil, bir dönemin, bir şehrin (Adapazarı), bir ülkenin (Türkiye) kültür sanat tarihidir.
İğneyle ilk elbise diken olduğu gibi kalemle ilk yazı yazan da İdris Peygamberdir.
Bu husus bizlere “terzilik ile yazarlık”, “metinler ile kumaşlar” arasında
kutsal bir ilişki, işlek bir tesbih köprüsü olduğunu da anlatır bir bakıma...
Dikiş, düğüm, sökmek, biçmek, makara, makas, iplik, iğne gibi terziliğe ait
imgelerle metafizik, aşk, yalnızlık ve ölüm kavramlarına işaret edip yer veren
bir çok şiir ve edebi yazı bu ilişkinin güzel örneklerini sunar.
Şeref Terzihanesi; doğu-batı dediğimiz birbirinden farklı iki uzak dünyayı,
medeniyeti, iki ayrı kumaşı birbirine diken bir terzihanedir… Uzun bir hayat
için kısa sayılabilecek bir anlatımla hayata karşı onurlu bir duruşu temsil
eder. Teğelleri hazır, provası yapılmıs, halk içine çıkmak için bayramertesini
bekleyen “ısmarlama bir takım hatıra” okumanız için Şeref Terzihanesinde
boylu boyunca yatıyor. Sözün düğmesini yerli yerine ilikleme vaktidir. "Eğer
gerçeği açıklamak istiyorsan, zerafeti terziye bırak" derler ya işte biz de Şeref
Terzihanesi’nde öyle yaptık…
Bu kitap, bir hastalık sürecinin ötesinde; sabrın, inancın ve şükrün içten bir hikayesidir. Bir gün hiç beklemediğiniz bir haber gelir ve hayatınız altüst olur. Fakat bazen, o yıkımın içinden bambaşka bir güç doğar.
İşte bu hikaye, böyle bir yolculuğu anlatıyor. Bu kitap, yalnızca kanserle verilen bir mücadelenin değil; duanın, teslimiyetin ve ilahi takdirin izini süren bir yolculuğun hikayesidir.
Her ayetle biraz daha güçlenen her sabırla biraz daha derinleşen bir iç yolculuk… Zorlukla gelen kolaylığı, acının içindeki rahmeti ve şükrün dönüştürücü gücünü hatırlatan gerçek bir hayat hikayesi.
“Şifa sadece bedende değil ruhta başlar.”
İstisnai Renklerle Bezeli Miras…
Yaşam öyküleri yazmaya kalkıştığımızda zihnimizdekilerden önce elimizin altındaki fotoğrafları yardıma çağırırız. “Foto Şehir” gibi bir fotoğrafhaneniz de varsa bu gayet doğal karşılanır… Elinizdeki bu kitap Şavşat’tan Hendek’e zorunlu göç ettirilen Ahıska Türkü Âl-i Cengiz’in, acı ve hüzünlü zamanlarının çileli ve eğlenceli 120 yıllık gerçek yaşam hikâyesinin önemli anılarını barındırıyor. Kahramanlarının yaşam öykülerinin anlatıldığı biyografik bir eser... İlk iki bölümde ailenin ata-babası Ali Cengiz ve onun oğlu Fevzi ile ilgili anlatımlara doğal sepya tonu biyografik fotoğraflar da eşlik etmektedir. “İstisnai Mavi” isimli bölümde ise kitabın yazarı Güvenç Cengiz’in otobiyografik anlatımına Foto Şehir hazinesinin yüzlerce fotoğrafları arasından bir yönetmenin sahne seçmesi gibi özenle seçtiği portre fotoğrafları dâhil olur ve metni sarmasına, ona dokunmasına izin verir… "Kahverengi" ve “Mavi" bu kitap için istisnai renklerdir... Bu renklerin, kahramanları Fevzi ve Güvenç için nasıl bir yaşam biçimine büründüğünü, geçmişten geleceğe nasıl renkli bir mirasa dönüştüğünü büyük bir merakla okuyacaksınız... Güvenç Cengiz, kaleme aldığı bu ilk eseriyle âdeta “Adalı Yazarlar” arasında ben de varım diyor. Keyifli okumalar…
“Kim bu Kalsbalar? Rusya’da nerede yasadılar, Türkiye’ye nasıl sürgün
edildiler ve nerelere yerleştiler? Neler yasadılar, şimdiki kuşaklara
neler aktardılar? Soyağaçları çıkarılabilir mi?” sorularına cevap arayacağız.
Bunu ağırlıklı olarak Sakarya ili Akyazı ilçesi Kuzuluk ve Alaağaç köyleri
ile Hendek ilçesi Nüfren’de (Beylice) yaşamıs/yasamakta olan bazı
Kalsba aileler ve onların hayattaki mensupları üzerinden örneklendireceğiz.
Son kısımda özel ilgimizi Kalsba Peskuzoğullarının aydınlatılamamış
sürgün hikâyelerini yazmaya, kronolojik tarihlerini çıkarmaya ayırsak
da sözü edilen diğer ailelerin büyüklerinden dinlediğimiz hikâyelerini
de yazdık ve soyağaçlarını çıkardık.