Ahmet Emin Atasoy, Deli dolu ve acı tatlı yaşanan hayatıyla barışık.sürekli yarış içerisinde olduğu zamanla cesurca dans ediyor. Müziği ise dilin ölçülü uyaklı tertemiz sesi. Gerçeği görmezden gelmiyor,tam aksine çırılçıplak bir gerçeğin etrafında kollarını iki yana açıp dizlerini yere vura vura yiğit bir efe gibi zeybek oynuyor. Anlatmak istediğini söz sanatlarına boğmuyor, dizlerinin kapısı okuyucuyu içine alacak kadar aralık. Imge bataklığına batırmadan tekin yollarda yürütüyor onu. Kavgası da şiiri gibi net. Kederli ama bir o kadar da coşkulu bir coğrafyanın yürekli şairi, Türkçeye çiçek dikiyor..
Ürüne ait yorum bulunmamaktadır.
Ne zaman, kim tutuşturdu bu kalemi elime?
Nasıl da anlayamadım(!)
Belki yarım kaldığından anlatacaklarımın…
Belki de vazgeçmenin kıyısına varamadığımdan…
Ya da…
Hayata, insana dair ne varsa yirmi dört saate sığdıramadığımdan…
Dört mevsimi yok ki! Havanın, suyun, toprağın.
Beşinci mevsiminde saklı her yüreğin yangını
Ve şüphesiz …
Yazılmış veya yazılacak olan hiçbir şiir sahipsiz değil.
Kazanmanın sevincini yaşamak / Galip çıkmak ağır bir yenilgiden / Zafere uzanmak / Yeniden
Geri almak ödünç günlerini uçup giden / Tersine çevirmek zamanı / Yakalamak dörtnala koşan küheylanı üzengiden / Yeniden
…
seni sevmekten vazgeçtim ben,
usul usul
sağanak gibi geçtim içinden
sen bilmedin
Memleket nere ? Gurbet nere ?
Her yörenin kendine özel işleri, telaşı, mücadelesi, ekmeği, aşı var.
Kültürü, geleneği, sesi, nefesi, şivesi ve tadı var.
Yazar, Anadolu’nun bir rengi olan Karadeniz yöre yaşantısının kesitlerini, anne hikayeleriyle harmanlayarak nesir, şiir ve türkü formunda kendine has üslubuyla anlatmıştır.
Aile içi samimi bir iletişim ortamı olan paragrafta birbirine mani ve türkülerle sataşmış, laf atmış, güldürmüş, eğlenip neşelenmiştir.