En dinamik toplumsal kesim olarak gençliğin, toplumsal gelişmedeki yeri ve toplumun geleceğini oluşturmadaki rolü "gençlik insanın geleceğidir" şeklinde tanımlanmaktadır. Bu nedenle, geleceğini düşünen toplumların gençliğe gereken önemi vermesi ve onun yarınlara en iyi biçimde hazırlanması gerekmektedir. Gençliğin en iyi biçimde yetişmesi kendisi için, yetişkinler için, toplum için en iyi güvencedir. Toplum içinde gelişme ve değişme sürecini sağlayan dinamik kesim gençliktir. Gelişme ve değişme, toplumun varlığını sürdürmesinin ön şartı olduğuna göre, bir bakıma gençlik insanlığın yakın geleceğidir denilebilir. Bunun için de bütün dünya devletleri gençliğe çok önem vermektedir. Ülkemizde hızlı nüfus artışı genç bir neslin ortaya çıkmasını sağlamaktadır. Çok genç bir nüfusa sahip olan ülkemizde gençlik problemleri en hayati konu olmaktadır. Bu problemler boşlukta kaldıkça, el sürülmedikçe devleşmekte, çözümü de güçleşmektedir.
Yüz yıllık sistem dönüşümünü tekemmül ettiren Türk tefekkür ve kültür hayatı, kendi içinden, tarihinin en uzun süreli bir doğuşunu gerçekleştirdi. Türkiye, bu doğuşunu bu asrın başlarında siyaset alanı ile buluşturdu. Bu buluşma ve kaynaşmanın oluşturduğu ivme, kültür, din, ilim ve estetik hayatı yüzde doksanlara ulaşan günümüz şehirlerine duygu, düşünce, yaşama biçimleriyle ve bir ruh olarak sinmeye başladı. Oluşan özgüven, ortaya çıkan özgürlük ortamı, yaşama, düşünme ve fikri üretim alanında insan ve cemiyetimizde güçlenen bir etkileşim oluşturmaya başladı. Ortaya çıkan etkileşimle birlikte insanlarımızda kültürel alanda ve düşünme biçimlerindeki alışveriş arttı. Bu alışverişte dünyayla artan etkileşimde de müessir bir rol oynadı. Sonuçta din ve diyanet sahasında olabildiğince güçlü iletişimlerle birlikte bir eğitim ağı etrafında Türkiye şehirlerinde bir dindarlık halesi teşekkül etti. Siyaseten farklılıkları barındırıyor gözükse de, bu dindarlık yaşama biçimleriyle, muhtevasıyla, olabildiğince benzeşiklik gösteren tavır ve temayüllerle, birbirine olabildiğince yaklaşan bir karaktere bürünmüştür.
Çalışmanın temel çıkış noktası, akıllı şehir yazınında merkezi bir analitik çerçeve sunan dörtlü sarmal
model doğrultusunda kentsel paydaşların görüş ve beklentilerinin sistematik ve bilimsel yöntemlerle
derlenmesidir. Üniversiteler, kamu kurumları, özel sektör temsilcileri ve sivil toplum kuruluşlarını
kapsayan bu çok aktörlü yapı içinde proje, etkin yönetişim yaklaşımını referans alarak yürütülmüştür.
Bu çerçevede geliştirilen model; kentsel yaşamın çok boyutlu yapısın
ı bütüncül biçimde ele alan,
sosyal politika perspektifiyle beslenen ve yaşam kalitesinin toplumsal kesimler arasında daha dengeli
biçimde dağıtılmasını hedefleyen bir yaklaşım sunmaktadır. Böylelikle, akıllı şehirler literatüründe
henüz kuramsal ve uygula malı açıdan olgunlaşma sürecinde olan bir alana kavramsal ve yöntemsel
katkı sağlanması amaçlanmıştır.